Kaçan bir düşün ardındayım;
Bu benim son kavgam kendimle.
İçimde kıyametler kopardın,
Kıymık gibi batıyorsun her hâlinle.
Geldin, tam da buramdan yaraladın;
Sonbaharın ilk ayı kıymığa bürünmüş,
Sarı gözyaşı döküyor karanlık kuytularda.
Aklımdan düşen bütün yapraklar sen,
Her gün bir parçan kuruyor solumda.
Güvendiğim her dal kırıldı bir bir,
Havada o bildik yağmur kokusu,
İçimde katran karası bulutlar var.
Köz olup yanan yüreğime;
Sağanak sağanak keder yağar.
Kimseye söyleyemediğim sırlar,
Bu kaçıncı gündü ateş kustuğum?
Anı parçacıkları zihnimi bulandırıyor.
Vicdanımla bir türlü baş edemiyorum;
Gözlerim durup durup yaşarıyor.
Bunca ıstırap, bunca keder…
Geç kalmakla erken gelmişlik,
Teneşirle bekler kupkuru bir çeşmede.
Hayatı hiç tanımamış bir ben var,
Çaresizce bağırır ıstıraplar içinde.
Düşünceler bozuk, eski rüyalar ise zalim.
Beklemek hiç bu kadar uzun olmamıştı;
Yokluğunda durdu yüreğim.
Sırılsıklam özledim sağanak sağanak;
Yarama merhem olmanı ne çok bekledim.
Sen yara üstüne yara deşmeyi seçtin;
Üzerine basılan taş gibi hissiz,
Yumruk kadar yüreğin,
Hatıralara gölgen kazınmış,
Her yerde ayak izin.
Üşüyor kaldırımlarda,
Kalabalıklar ortasında, bir başıma ve sessiz;
Kaldırımda yürüyorum, adımlarım belirsiz...
Hiç kimseye değmeden, hiçbir gölgeyi incitmeden;
Yalnızlığımla konuşuyorum, kimsesiz ve dertsiz.
Basıp geçiyorum insanların o kararmış yüzlerine;
Unutulmuş olmaya katlanamaz insan.
Bir söz söylemeye bile mecali kalmaz bu yüzden.
Yaşamaktan usanır; bir bunaltı kaplar içini,
Soluğu daralır durup dururken.
Günlerce kaskatı kesilir yüreğin.
Her zaman koyduğum yere,
Elim yavaşça uzanır, bu sefer temkinli.
Guguklu saat misali,
Ağır ağır yürürüm… kalp hâlâ kilitli.
Ne çok şey anlatıyor sorular;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!