Gençlik, kucağında söner;
Bin bir acıyı dindirir bir sesleniş.
Yıllar, yaprak yaprak dökülür;
İlk kadınla bir kaşıktadır diriliş.
Bir tınıyla gün doğar göz bebeğime,
Ana yüreği sedir,
Sevgisi bir panzehir.
Aç da olsa, açık da,
Yoksul gönlü zengindir.
Kahrını çeker sessiz,
Baharı hiç yaşamadım,
Hiç yağmurlarıma ışık düşmedi.
Hangisi düş, hangisi gerçek?
Gözyaşlarıma kim dokundu, sildi?
Bilmezdim hatıraların ağırlığını,
Şakaklarımı dövüyor,
Boyası dökük tahta penceresi.
Nefes alırken ciğerlerimi yakıyor,
Islık çalan rüzgârın sesi.
Kalp atışlarını duyabiliyorum,
Güneşin yüzü bile soğuk Ankara’da bugün;
Sanki bu şehirde her şey o yaman ölüm rengi.
Hayat alabildiğine donuk, hayat bayat;
Bir adım ötesi artık, o incecik beyaz çizgi.
Ay gelmez oldu pencereme, sular çekildi...
Hangi kelime anlatır,
Bir nefesin yürekte bıraktığı yükü,
Sessiz bir çığlık gibi,
Gözlerden dökülmeyen yaşları?
Hangi yol var,
Hasret vurur kalbimin raflarına,
Fotoğrafınla konuşur dizlerim.
Kırıldığım yerde tesellim ninnim,
Yaralarım tutunur sol omzuna,
Anne.
Buram buram sevgi kokar elleri,
Arkamdaki kocaman candır annem.
Yana yana vurulduğum ilk peri,
Bir fısıltımı gamla duyar annem.
Acılar elimde, ayakucumda,
Çuvaldız kalbimde…
Kıyamete kadar sökülmez.
İğneyle dağları kazmak gibi,
Bu kanayan yürek, kolay kolay iyileşmez.
Zincir gibi dolanır ayak bileklerime,
Pencerem ardına kadar açık,
Yürek üşür bedenle bir hecede.
Ömrün zindana kapısı aralık,
Bu kaçıncı suskunluk dilde?
Son mısralarındayım yılın,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!