Fallar açtım gurbet ellerde sol yanına,
Çektiğin cefalar gönül boşu boşuna.
Serdim ömrü Mansur gibi darağacına,
Tutunduğun dallar gönül boşu boşuna.
Dağlar şahidimdir içimdeki her âha,
Bir kefende yerin belli, neylersin?
Altın, gümüş dizsen yere… Boşuna
Ecel geldi mi feryat ne eylesin?
Nice uzun yaşın olsa… Boşuna.
Gözün doymamışsa dünya malına,
Bir kapı aralayıp gönlünün bahçesine,
Eşiğinde biçare bekleten…
Yalan değil misin sen?
Boşversene...
Yollarımı kapatıp özlenen sılaya,
Yalancı dünya süsüne, aklım ermez oyuna,
Beşerdir, şaşar kral; zulmün önünde boyun eğmem.
Başında bir taç, altında da taht olsa boşuna,
Hanzala yüz dönen, kulun önünde boyun eğmem.
Dünya malına aldanmam, altın sarısına da,
Hiç gitmeyecekmiş gibi gelmiştin oysa,
Hep yanımda, yarınımda kalacak gibi.
Sen de bıraktın elimi usulca:
“Sensizlik işliyor içime, diğerleri gibi.”
Yüreğim hazan; dökülür her yanım,
Bu bir eski aşk öyküsü;
Acıdan dişlerini kırdıracak türünde.
Şu ya da bu şekilde,
Bir gençlik hevesiydi herhalde.
Yaranı zonk zonk zonklatır, biçare;
Recebin yirmi yedisi,
Ey Peygamber, göğe dendi.
Bu gece Leyle-i Mirac,
Rabbin huzuruna geldi.
Kazancın çok, birden bine,
Bu bendeki geç kalmışlık,
Keşke şimdiki aklım olsaydı hissi.
O kadar çok şey birikiyor ki,
Ellerimi nereye koysam fazla tesellisi.
Ne yaparsam yapayım,
Bütün aşkların bir adresi var / seninki yok.
Bir gün belki bir istasyonda,
Belki unutulmuş bir sahilde,
Belki de bir sigara dumanında karşılaşırız.
Göz göze geliriz ansızın.
Bir kitabın arasına saklanmış bakışlarında.
Biz,
Zamana direnen iki düş gibi,
Birbirinin yüreğinde çoğalan,
İki sessiz kıyametiz belki.
Sevdamız,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!