“İnsan bazen yaşadıklarının altında değil, yaşayamadıklarının ağırlığı altında ezilir.
Bu şiir, o ağırlığın, bir ömür boyunca omzundan hiç inmeyişinin hikâyesidir.”
Büyük bir yorgunluk var üzerimde, bir ağırlık;
Uyumakla dinlenmekle geçmeyen.
Bedenimde değil, kafamın içinde;
Al kırmızı vatan rengi,
Destanla ördü yiğitler,
Bir şerit çekti, bir çizgi,
Göz kırpmadan can verdiler.
Aşkın ibretlik öyküsü,
Çizgi çizgi şimdi yüreğim,
Zemheri ayazında üşüdü.
Bir yalnızlık düştü ki üzerime,
Tek bir mısra bir perdede fırdöndü.
Sivri bir şey saplandı içime,
Kulakların çınlar mı hiç, ben içinden geçerken?
Resmin iner bir damla yaşa, ulu orta, sessizce...
Kaç parçaya bölünebilir ki bir insan ölmeden?
Kaç kez nefessiz kalır, o son bakışta her gece?
Bir bir eksilir ömürden o yorgun takvim yaprakları,
Sonra gitsem diyorum...
Gitsem buralardan çok uzaklara.
Ama kalbimdesin, en derin içimdesin;
Sönmüyor işte içimdeki o kanlı yara.
Bağırsam, çağırsam neyleyim?
Geçmişin vazgeçilmez duraklarında,
Bir türlü dinmeyen acılarla erirsin.
Bir hayalin gölgesinde gezinirken,
Çaresizlik nedir, bilir misin?
Kırık dökük, sağır kelimeler,
Yüreğine hiç güneş dokundu mu sahiden?
Ne kaldı geriye, o devasa hiçten avuçlarında?
Secdede sakladığın o gizli selam ve dua;
Toprağa ekilerek dertlendi, ta doğduğunda.
Öldürebildin mi ruhunu, bin pişmanlık içinde?
Hükmünü çoktan vermişsin;
En ağır cezam, senin o derin susman...
Kelimelerim artık kifayetsiz;
Sanki hiç yokmuşum gibi konuşmaman.
Cevap vermemen sitem dolu sözlerime...
Bir yol var alabildiğine uzakta,
Öylece duran, kusursuz bir yalancı...
Şimdi sorsan en çok neye mi pişmanım?
Herkes bir gün gider be yabancı...
Bir büyük çığlıkla geçer koca bir zaman;
Yokluğun cehenneme dönüşmüş,
Bağrıma yerleşen sönmez közmüş.
Öyle ihtiyacım var ki, çık gel;
Çık gel, bitsin artık bu bölünüş.
Saçıma zamansız aklar düştü,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!