Gökyüzü sustuğunda, bilgi fısıldar taştan,
Bir göz açılır gecenin kalbinde yavaşça.
Işıkla gölgenin arasında kalan insan,
Kendi karanlığında arar aydınlanma.
Dil susar, göz konuşur,
Ben istemem gücü —
Ben güç olmayı isterim.
Çünkü güç, ne zincirdir ne kılıç;
güç, varlığın kendini yeniden kurma kudretidir.
Dağlara bakarım,
Önce hiçlik vardı —
ve hiçlik bile, olmak istedi.
Bir nefes, boşluğun içine eğildi,
ve o nefes dedi ki: “Olayım.”
İşte o an, güç doğdu.
Güç, ellerde değil
önce kalpte filiz verir;
bir rüzgâr temas eder insana,
anlarsın: kırılmak da güçtür,
yeniden doğrulmak da.
Gecenin bağrında bir gül açtı, adı Gülay,
Yüzünde asılı kalmış, o bin yıllık dolunay.
Hangi bahçeden çaldın bu mahzun kokuyu?
Ki uykularımda böldün, o derin korkuyu.
Adın geçerken içimden, bir gül yaprağı titrer,
Bir ismin varsa şiirde yankı bulan,
O sensin Gülce — gülüşüyle baharı getiren.
Adınla başlar her sabah içimde,
Adınla susar en derin sitemim gecede.
Gülce,
Gül dalında bahar aşkı yar
Sen nefes hayat bir mucize
Gözlerin yazılmaya en uzak şiir
Her kıyamet koptuğu kadar
Dağlar ovalar her daim sana yol
Ben hükümlü kelepceli bir tutsak
Gül dikene dönüşünce
Cennetin bir kıymetimi kalır
Ama cehennem dikenler için değil mi
Yani hesap yani sevda gül değil
Eğer mesele sevda olsaydı
Yine olan güllere olurdu
Bir denklemle ölçülmez tüm hayat,
Ama akıl sorar: “Bu düzen neden var?”
Einstein der ki: Merak en saf güçtür,
Sorularla başlar bilgiye yolculuk.
Zaman akmaz tek bir çizgide hep,
Bir rüyanın içinde uyandım ben,
Ne geceydi tam, ne de gündüzdü zaman.
Sessizlik konuştu eski bir dilden,
"Sen kimsin?" dedi, yankılandı mekan.
Göğe sordum, yıldız sustu,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!