Sonbahar, zamanın kırılgan aynasıdır;
Her düşen yaprak,
Varoluşun sessiz bir sorusudur aslında.
Gökyüzü, düşüncelere dalmış bir bilge gibi
Rengini ağır ağır kısarken
Bir yaprak düştü içime,
Adını sen koydun,
Rüzgâr bile senden eser şimdi —
Sessiz, ürkek, kırılgan.
Bir zaman vardı,
Bir gül soldu sessizce, kimse bilmedi,
Rüzgâr geçti ardından, dalı eğmedi.
Bir akşamın gölgesinde kaldım yine ben,
Ne yıldız parladı, ne ay değmedi.
Gözlerimde eski bir sonbahar rengi,
Gönül dile gelse bir konuşsa
neler söyler nazlı yare
nazlı yar huzuruna çağırsa
gönül demlenir hasretle aşkla
Senden bir şey kaldı mı diye sorsa
Geceyi yaran bir nabız gibi,
Sirius yanar — uzak, ama dokunur içime.
Zamanın donmuş soluğu gibi titrer ışığı,
Yalnızlığın göğünde yankılanan bir dua.
Ben, karanlıkta yönünü unutan bir düşünceyim,
Gece çökerken çöle benzer kalbim,
Ay bir mühür gibi alnıma iner.
Bir kapı çalar içimde derinden,
Ne anahtarı var, ne eşiği belir.
Sükûtla başlar bu eski yol,
İnsan kuru bir dal misali suya güneşe muhtaç
Su hem cellat hem hayat olabilir kendince
Fazla verildi mi su can alır dozunda hayattır
Güneş yakar kavurur dinç tutar sağlam kılar
Ama gonca döndü mü güle güneş cellattır
Kapısını usulca araladım
duvarları kelimeden örülü bir yere;
ne saat vardı içinde
ne de dışarıya açılan telaş.
Masalarda yarım dizeler,
Seni görmeye göz istemem
Gönül gözüm seni görüyor zaten
Seni duymaya kulak istemem
Duygularım duygularına eş kalben
Ömür bir saat ise gönlüm sana kurulmuş sığınağım
Seni özlemek kör bir testere
Gözlerin şiirime sardığım kafiye
Olmayana aşktı tüm hikayemiz
Varlığına inanmışlıkla gülümsemek




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!