Bir damla düşünce düştü geceye,
Sessizlik yankılandı içimde.
Evrenin kalbi mi attı,
Yoksa ben miydim titreşen?
Sonsuzluk ne kadar yakın,
Geceden düşerken yıldızın sesi,
Sorar kendine: "Ben kimim, neredeyim?"
Bir rüzgâr geçer özün içinden,
Sessizliğin diliyle konuşur evren.
Gökte bir sonsuzluk salınır ince,
Zaman bir bahçedir, usul usul solar,
Ne giden suçludur, ne kalan onarır.
Bir yaprak düşer — o kadar, sadece düşer.
Ve biz, düşüşe anlam arayan gölgelerdir.
Hiçbir dua değiştirmez akışın ritmini,
Aşk,
evrenin unuttuğu bir sırdır belki;
iki ruh birbirine dokunduğunda
zaman kendi adımlarını şaşırır.
Seninle her an,
Bir saat durdu içimde,
Tik takları unuttu kalbim.
Ne dün vardı artık, ne yarın —
Sadece şimdi, sonsuza uzanan bir kırık an.
Zaman, görünmeyen bir nehir,
Bir saat tıklar,
ama kim duyar o sesi?
Zaman akar,
ben mi içindeyim, o mu bende?
Gölge uzar taş duvar üstünde,
Bir rüzgâr esti, eski bir anıdan,
Gecenin en kör vaktinde
Yıldızlar uyurken gökyüzünün alnında
Ben sustum — zaman konuştu içimde.
Ay, sarhoş bir hüznüyle indi denize
Zaman akar, ben susarım,
Bir an durur yüreğim, varlığı anlarım.
Ne dün bana döner, ne yarın beni çağırır,
Hepsi bir “şimdi”de erir, kaybolur.
Saatler döner, ama ben dönmem,
Merhabayı bilmez insan hoşçakalı ezberler
dört duvar bir mahpushane türküsü yoldaş cana
Duvarlar artık bir engel değil
düşmeler yormuyor yüreğimi
Ey bana benzeyen ve benden sonra gelecek olan!
Sana ne miras bırakabilirim ki?
Sözlerimi bile taşıma;
çünkü söz, ağızdan çıktığı an yaşlanır.
Yalnız ateşimi al —
ama o ateşi kendi kalbinde yeniden yak.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!