Ne istiyorsun bir anlasam
bak ağlamayı öğrendim yetmez mi
gel bak yanarken cehennemi utandırdım
ama yetmez yine de değil mi
Bilemiyorum inan ne olacak halimiz
Ne olur ağlatma beni
Ben ağlayınca
Gözyaşım yüzümü yakıyor
Özleminin sıcaklığı
Gözyaşıma vurmuş
sen kime kızacaksın söyle
toprağın hiç suçu yok ki
sen kendin bir gülsün
toprak ne yapsın sevgili
bu öfken niye söyle bana
Yüregim tutulmuşsa gözlerine neylersin
Gitme böyle uzaklara gidersen beni kahredersin
Yüreğim sürgün olmuşsa hasretine neylersin
Vurma beni karanlık hücrelere aşka zulmedersin
Ey yar bilmezmisin hasretim hep sanadır
Bana neden diye soruyorlar
neden böyle cehennemsin diyorlar
ben ölmeye hiç alışmadım ki
evet çok can verdim toprağa
çok can yitirdim bu uğurda
ama ölmeye hiç alışmadım
Bir ses vardı içimde,
taştan daha eski,
ama suya karışmak istiyordu.
Benliğim, sabitliğin ağırlığını taşıyamadı,
ve yavaşça çözülmeye başladı —
Nizama tesbih tanesi gibi topluluk
Ölmeden dirilenler var fedai bunlar
Birliğin bütünlüğüne özlem duyduk
Bedenler gerilir göğe yükselir ruhlar
Nizam-ı alem sanat üzerine kuruludur
Bir cümleydik biz, yarım kalan,
Ne tam vedâ, ne de yeniden başlayan.
Seninle her şey bir "ama" gibiydi;
Ne susmak tamdı, ne konuşmak cüret…
Ben seni bir nokta sandım önce,
Taştan değil bu tapınak,
Etten, sinirden, ışıktan örülmüş.
Nöronlar, antik rahipler gibi fısıldıyor:
“Bilgi kutsaldır, ama anlam ışıktır.”
Bir sembol yanıyor beynin karanlığında —
Aşk bir notayla başlar,
adı konmamış bir titreşimle.
Sessizlik, ilk öğretmenidir;
çünkü duygu, önce susmayı öğrenir.
Do, var olmaktır:




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!