Gökyüzü dökülür içime her akşam,
Bir tutam serinlik, bir avuç hayal.
Bulutlar geçerken sessizce önümden,
Kalbimde rüzgâr, sözümde melal.
Yıldızlar titrek bir şarkı söyler,
Karanlığın içinde yürüdüm,
Her adımda yıldızlara değdi yüreğim.
Sessizlik, kadim bir sır gibi
Kulağıma fısıldadı:
“Aradığın senin içinde.”
Gökyüzü...
Bir sonsuzluk perdesi, mavi bir sır,
Yıldız yıldız işlenmiş, kudretle yazılır.
Kim baksa başını kaldırıp semaya,
Kendi içini görür o ulu aynada.
Mavi bir yorgan serilmiş dağların üstüne,
Kuşlar uçar serin rüzgârla, süzülür sessizce.
Bir çoban değneğiyle iz çizer çimende,
Gökyüzü gülümsüyor, bakıyor pencereme.
Bulutlar koyun gibi yayılmış ovaya,
Aşk bir gökkuşağıdır,
yağmurdan sonra değil,
insanın içinden geçtikten sonra görünür.
Her rengi, bir hâlin felsefesidir.
Kırmızıyla başlar:
Gökkuşağının bittiği yerde
Renkler susar, ışık yorulur.
Bir mavinin son soluğu,
Bir kırmızının hatırası kalır yalnızca.
Orada rüzgâr konuşmaz,
Gözlerimde solgun bir iklimin tortusu,
Sırtımda bin yıllık bir vedanın rüzgarı var.
Adımlarım toprağa değil, boşluğa emanet;
Zira bu menzil, güzden bahara bir ömür kadar ırak.
Eski bir takvim yaprağıyım şimdi,
Gökyüzü, ey sonsuzlukla örülü mavi,
Seninle başlar içimdeki serüven.
Bulutların arasında saklı bir hayal,
Her bakışımda değişir yüzün, derinden.
Bir serçenin kanadında sen varsın,
Dava bizim dir yol bizim
ya var oluş ya yok oluş
Hak olur da hakikat susar mı
yılmadan yıkılmadan diriliş şehadet
Herkesin yüreği bir yuva değildir,
Bazı kapılar rüzgârda çarpar durur.
Bir çocuk gelir, dünya ister, sıcak ister—
Kimi avuçlar ise soğuğa alışmıştır,
Dokunuşu unutur.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!