Aşk davettir yanmaya
Böyle yangına can kurban
Gül var kül yok
Kor alev dergaha benzer
Bir elde gül bir elde tabanca
Yüreğin delisi hiç bir kaba sığmaz
Lakin kabulüdür yine de aşkın
Belki de bir yakınlıktır bu
Zaten aşkın kendisi tek tabanca
Her hali de seyirlik bir gül
Ecel bıraktı beni cehennem için
ben önceleri kıyamettim inan
sen sardın beni belki aşk için
gül yüzüne hasretim hep inan
Şimdi yanan ateşin külü gibiyim
Sislerin arasından doğan
ve hiç sönmeyen bir fısıltıyım ben;
ne toprağın ağırlığına ne göğün ışımasına ait,
yalnızca aradaki ince perdeye.
Gölgelerle yürürüm,
Bir rüzgâr eser uzaklardan,
Kokun yok, sesin yok,
Yalnızlıkla konuşurum her akşam
Ve içimde çoğalan o kırık sokaklar…
Bir yabancı kentin eşiğinde
Güleycan, adını rüzgâra söyledim,
Dağlar bile sustu, yankı sen oldun.
Bir gülüş gibi düştün yüreğime,
Aydınlık neyse, işte sen oldun.
Gözlerin deniz, içinde fırtına,
Gecede bir ay, gökte naz eder,
Bahçede bir gül, sevda söz eder.
Ay ışığında solgun bir düş var,
Gül goncasında bin gizli bahar.
Ay parlar da gül ona gül verir,
Ey rüzgarın savurduğu acı
sürgün eyleme beni
bu yorgun şafaklara
hasrete bürün de gel öylece
ey toprağın bağrındaki gül
del etme yüreğimi
Bir gül açar — sessiz, derin, kederli.
Kokusunda saklı bir sır:
Sevilmek güzeldir, ama dokunulmadan.
Bülbül öter gecenin kalbinde,
Her sesi bir yakarış, bir dua.
Gül kanadı yürek yandı
Her nefeste hasret vardı
Yanıyorum işte sevgili
Feryadım arşa çıktı
Duy beni duy ne olursun




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!