Gönül sen diye belam olur diğer yanım
Aşkın busesini çok görme işte bana
Gül idin dikenin Kalbime battı
Gözlerin iklimim de yeşeren çiçek
Toprağa bile minnet eyleme ben varım
Tırtıllar niye hep sonraya sarılır bilir misim
Aşk bir dil bilgisi hatasıdır,
özne yerinden oynar,
fiil taşar,
yüklem geç kalır.
Başta özneydim sanıyordum—
Dil, varlığın evidir —
ama ben o evde bir yabancıyım.
Her kelime, beni biraz daha susturur.
Konuşmak: kendi mezar taşını oymaktır.
Sessizliğin eşiğinde doğar kelime,
Henüz ismini bilmez gökyüzü, taş, su...
Bir bakış, bir nefes, bir titreyiş,
Ve dünya şekil alır dilin sıcak avucunda.
Dilsiz bir varlık, yönsüz bir rüzgâr gibidir,
Gözlerin düştü aklıma birden,
Geceydi, ay bile suskundu.
Bir yıldız gibi kaydın kalbimden,
Dileğim sendin, yokluğun kunduzdu.
Bir söz söyleseydin, fısıltı gibi,
Zindanların direnci benim
ey pranga gözlü sevdiğim
sen benim zindanımsın
ben hep senin direncin
Dar ağacı bile yetmez
Ey gönül hanemdeki aşk-ı yar
gökyüzünden yağan kar gelinciği
demir parmaklıklar yetmiyor bana
dışarda sen varsın hayat var
bulutlardan süzülüp geliyorsun
bana rüzgar sen her şey sensin
Her an ölebilirim
Kör kurşunlar içinde
Diyarbakır bir sevda
Yüreğim firari hasretler içinde
Dışar da kar yağıyor
Ey kadim şehrim, ey Diyarbakır!
Zaman sana dokunur da geri çekilir,
Çünkü sen, çağları aşan bir yankısın,
Taşında tarih, gölgende asalet akışı.
Surların yedi çağ bilir seni,
İki yılan sarılır birbirine,
karşıtlıkların sonsuz dansı;
biri göğe tırmanır,
biri toprağa iner,
ama ikisi de aynı sırla parlar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!