Kağıdı...
Ne de olsa gökten zembille yağıyor diye haktan sayarak
Kimin ne üdüğü malı durumuna gelen birleşmiş milletlerin
Saffari seyrine tur dönen uçaklarından yüze tükürür gibi kaldırıp
Yere beraber itilip kötelenen
Gökten..
Ve o kuşlar
Eksi on dereceye varınca civa
Tıpır tıpır dallardan toprağa cansız dökülen
Hele hayata nerden gidiliri bilemeyen yeni yetmelerine
Gittim baktım acep yukarı tepelerde
Buzul sessizliğin yutup koynuna sardığı
Nerden gelirsen gel
Bana varırsın
Bir salkım çiçek gülüşlü yüzünle günçavanlardan
Bir demet koparılmamış iklimin varsa kendi dalında ağarıp kızaran
Hangi mevsimde gelirsen gel bana varırsın
Bir dokunuşluk güneş sıcaklığı varsa koynunda
Ne taraftan ne tarafa nezaman ki
Duvarlar fırtınalara asılı pencereleriyle cam çerçevelik
İçinden
Geleni koynunda tutup ayaz eden tren çığlıkları gibi alıp alıp götüren
Ne zaman kisesine sarıldığın rüzgara mahsursun,
Nezaman ki mahsunsun evine konakladığın ay gecesi ışığa
Divane çağında dertlice tellerde böyle
Ne diyeceğimi bilemiyorum ah dilim dönse büyüsüne kapıldığım hayrana
Açmış yaralı göğsünü gün çavınca döşübağrına aman be aman...!
Yazık olurum demeden
Hiç ürkmeden şıvgından ve korkmadan buzdanayazdan aman be aman...!
Sevgili diye kendi cahil koynunu sığınak etmiş dünya aleme ve sonsuza
Ne bileyim ben
Onu mu saydım, hangi gün hangi yer,
Nerden nereye, nezaman, sebebi kim ve ne....?
Belki..
Çoktan söndü
Tarihinde kandilleri tükenmiş takvimler beni
Midyata gittim
Akşamı okurken ulu sessizlik, gölgelerim değdi selamını aldığım çıngırağa
Hayır saatin gönlü avaraydı...
Mezopotamya toprağı dinlendiriyordu gelecekteki güzel baharlara
Midyata gittim ve ne pirinçti derdim
Ne de bulgurdan olmaktı seten değirmenlerini battala verdiğim
İçe sinesi
Başı derdine düşen yalansılar arasında
Acı tevekler sürümünden çavan
Yavan bir gün ertesi mirası
Bitti bitecek sanrılarıyla korkulara kuşatılmadan
Halka halka aşarak kendi boyunu
Çünkü hayat insanla bozulurmuş
Anladık divanelikmiş...
Ay doğunca hani simsiyah dağlar pırıl pırıl yanmaya..
Seher vakti şafak sökünce cıvıldaşan söğütler
Çiğ düşmüş toprağın yükünde mesela arpalar ekinler değirmi değirmen
Her iki yolağzında selvi kavaklar gelin olmuş da
Öyle kurulu saatler düzeneğinde çalışmıyor benim kalbim
Aşkın öğretisinden başka yazılmışları ne okuyup
Ne de anlayan
Hizmetim ne kadar verdiğimse
Gördüğüm bin fazlasıyla ettiğim hizmetin ilgi ve alakalısı
Lakin çalıyor da çalıyor




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!