Yerini sevmeyen ruhun hüznü bedenine yansır da yansır
Çürümüş zamanı ayıklanmayan ömrün yükü ağırlaşır
Güneşi göstermeyen yürekten zengin kalkışıyla gidilir
Öyle bir belirle ki yönünü, gönül camın hep güneş alsın
Candır bu en çok da yüreği kırılınca dökülür saçılır
İnsanın Rabbiyle konuşması ne güzel!
Biliyorsun ki bir anlayanın var senin!..
Hele de bir ıslaklık inmişse kirpiklerinin dibine
Yüzüne yüzüne serpe serpe...
Gülüşüm batmasın!
Yüklendim hüznümü gidiyorum.
Yolum açık olsun.
Ki dağım
Kendime yaslandım.
Ey nazlı kar ve rüzgar
Narin'i öldürüp
Bir çuvala koymuşlar
Bıraktıkları derenin suyu
Okyanuslara gözyaşı taşıyor
Bir çığlığa yetişememek
Karşındakinin sana ihtiyaç duymasını istemiyorsan, sen de ona ihtiyaç duymayacaksın...
Fazla hoşgörü yara çoğaltır...
Nasihat ettiğin kişi, dilinin misafiridir.
Öncelikle nasihatinin ev sahibi olup
Bilmelisin nasıl incitilmeden ağırlanır insan.
Yoksa, yaraya tuz, yüreğe ateş olursun.
Nasihatın nezaket sahibi değilse, nasihat etme!
Çayı çok severim ben, çay yap...
Geldim
Olmadı
Ne kendimi bulabildim
Ne eskiden bir gün.
Kalemin içine döndüm.
Sen de kapaklı bir sandal
Sensiz yaşamak mı?
Ölüm denen kilit vurulduğunda gözlerine,
Kör oldum.
Ölüm denen kilit vurulduğunda diline,
Sağır oldum.
Toprak denen kilit vurulduğunda bedenine,
Oysa
İnsan öldüğü yaşı bilmez.
Ben biliyorum.
Senin yirmi iki yaşında yanına göçtüm.
Sanki kıyamet gelmişti.
Çığlık çığlığa
Sokak ekmekciden geçilmiyor. Akşama kadar bağırıyorlar bi' de.
Sanki ekmeğinen nefes alıyoruz.
Akşama kadar
Cami anonsundan bozuk plak gibi aynı şeyler tekrarlanıyor.
Ezberledik artık yeter! Kafam şişti yahu... Evde de rahat yok.
Ekmekçiyim diye firar edeceğim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!