Bugün de gelmedin.
Öyle çok öldüm ki her gün batımında,
Yıldızlara yer kalmadı.
Bu gece de çay karası gözlerine demlendim;
Beklemek acı veriyor.
Harla karışık sabahı yudumlamaktayım.
Gidiyor musun eylül?
Beni böyle güz dökümüne bırakıp.
Rüzgarlar neyin olur?
Niye böyle kol kolalar sensizliğin gelişiyle?
Gitme!
Göğüs kafesimdeki düşler yine göç edecek.
Ömrün güneşi öğlen batınca
Hava, haberine kararınca
Acı, yağmur yağmur yayılınca
Eylül ağrım döner canevime
Gece yarısı kapı çalınca
Hoş geldin eylül!
Senin de bayramın kutlu olsun.
Yaprakların boynundaki rüzgarın ağzı,
Hazanın kes emrini beklemekte.
Ne kadar acı verirse versin bu yolculuk,
Her canlı aşka gark olmaya çırpınmakta.
Annemin
Eylüle doğum sancısıyım
Anneme doğduğum günün kaydı:
''Eylülde üzümler toplanırken''
Siyah saçlarımın
Zamanla eylül rengine açılması
Kapı pencere açık kalmış
Yağmur yaş içeriye akmış
Fırtına içeriye dalmış
Sen, göğüs kafesinde yoksun
Kanatlarından can damlamış
Fotoğraflar diyorum
Hepsi bizden
Birer birer dökülen yapraklarmış
Bir eylül edasında...
Eylülün ayak seslerini duyuyorum.
Hafiften bir rüzgar çıkıyor.
Dökülmeye başlayan yapraklar,
Hüznüm için yollara serilen sarı halılar.
Hatıralar karşılıyor beni.
İçimde yaralı bir coşku...
Ölüme uykum geliyor...
Yine kırık döküğüm.
Umduğun gibi buldun mu beni?
Eylül!
Doldur bir bardak daha hüzün...
Eylülün ilk günü hüznün düğünü
Halaya duruyor ayrılıklar
Ne çok yığılmışım
İçimin kilitli kapıları ardına
Tabutun bulutuna dökülsün içim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!