Yorgun içimin yorgun yolcusuyum.
Gökyüzüne kaç durak var
Ey hancı?
Ruhum gök yüzüne çırpınmakta...
Ruhuna giydirilmişim
Senden kendimi değil
Gölgemi götürebilmişim
Duman duman
Ruhun kök salmakta
Ben yurdu toprağına
Güneşli yağmur gülüşümle
Sırtını dayadığı merhametimle
Sevgisizliğe zayi ettiğin yıllarına
Gözlerinde, sözlerinde tüte tüte
Göğüs kafesimdeki ruhun sancısı
Etinden kemiğinden uzaklaşması
Ben ihtiyacına çırpınıp durması
Aşka, aşkına kendini adaması
Kalp terinin bulutları doldurması
Metronun müdavimi kedicik
Sevilmeye adeta biricik
Gelip geçenlerin sevimlisi
Masumiyetinden ilaç içtik
Sevilme şeklini seyre durdum
Yolum uzun boylu suyla doluydu
Yürüyebiliyordum sel içinde
Zaman iki yana ışık koluydu
Adımlarım akıntının tersine
Su dalgaları mana kuruluydu
Öyle özledim ki
Şu iki gözüme
İki koca şehir inşa ettim
Biri bu dünyalı
Diğeri gittiğin yerden.
Gel nolur
-Rüzgar! Perdeyi dışarı çıkarmasana bir yerine bir şey olacak; içeride güzel güzel oynayın.
-Perdeniz benim ey iyi arkadaşım, ona bir şey olmasını istemem. Ben onu pencerenin önüne uçurtma yapıp dalgalandırıyorum; bu oyun çok eğlenceli.
-Anladım. Hadi biraz da içeride oynayın. Rüzgar! Fırtına gelecek mi?
-Hayır. Fırtına İstanbul'da değil ki il dışına çıktı. Neden sordunuz?
-Bize gelmesini istemiyorum çok yaramaz çünkü. Geçen pencerelerin kafasını birbirine tokuşturup, kanadı olan pencerenin canını kırdı. Yazık! Perde korkusundan nereye kaçacağını şaşırdı. Camcıyı çağırıp, yeni bir can taktırdık pencereye. Balkonumdaki bir çift kumruyu kovalayıp, çiçeklerimin de dallarını kırdı. Beni de dışarı çıktığımda arkamdan itekledi, neredeyse düşecektim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!