Susuz derenin kenarında nöbet tutup,
Kirpiklerinden buğday başakları umdum.
Katığım soğan, suyum gözyaşım.
Heybemdeki kuruyan ekmeği kalbime attım,
Kalbim yarıldı.
Giyinmem artık sevdanın ayakkabısını.
Yüreğim
Her gece
Kirpiklerimden inip
Yüzümde yürüyor
Uyku boyu...Sevgi Gül İlkaN
Ah canım!
Yokluğundan;
Yorgun içimin teri
Buğulanan camın
İçerideki ağıdı gibi
Böyle ağlıyor işte canımda.
Varmak:
Bir mumun alevinde
Damla damla buz tutmak
Tüterek...
Kim demiş yoksun
Yağmur taneleri kadar çoksun
Yağıyorsun
Çiçekler seni giyiniyor
Ben öyle istiyorum
Ve bir şarkı dinlersin; iç savaş çıkartır yüreğinde...
Çok konuşmayı sevmem ben
Az olsun öz olsun isterim.
Çok insan da sevmem ben
Az olunsun öz olunsun isterim.
Her şeyin fazlası insanı yorar,
Azı aratır,
Ben yüreğimin kırıntılarını yarınlarıma verecektim
Acın süpürüp götürmeseydi avuçlarımın içini.
Ne yer ne içer bu diye hiç mi düşünmedin?
Bir gram hevesim olsa ekeceğim yaşamaya.
Ben hiç böyle yokluğuma yoksul olmamıştım.
Gel götür arkanda bıraktığın bu verimsiz ömrü.
İnsan değil, vicdan insanın sahibi olmalı...
Dışarıdan garip sesler geliyordu.Kapıyı açtı, ilerledi.Kafası olmayan insanlar görünce ne yapacağını şaşırdı.Öyle korkmuştu ki, bacakları zangır zangır titriyordu.''Aman Tanrı'm! bunlar da ne?'' deyip arkasına bakmadan eve kaçtı.Demir kapının sürgüsünü çekip hemen kilitledi.Ne kadar açık ışık varsa söndürdü.Ölümü yaklaşmış gibi ecel terleri döküyordu.Sesler iyice yakınlaşmaya başlamıştı.Cama koştu.Dışarıdakiler ciyaklayan bir sesle ''Işığı aç, Işığı aç!'' diye bağırıyorlardı. Oğuz, ''Ne istiyorsunuz benden pis kafasızlar!'' diye bağırdı.
Bir an sesler kesilir gibi oldu fakat ciyaklayarak ağlayan bir kadın sesi gelmeye başlamıştı.Garipti.Bu ses kendini saldıkça, Oğuz'un yüreği burkuluyordu.İçindeki o korkunç korkunun yerini hüzün kaplamaya başlamıştı sanki.Bu seste tanıdık bir şeyler vardı da bir türlü adlandıramıyordu. Oğuz kendi kendine konuşmaya başlamıştı:
''Diğerleri niye sustular bir anda?Kadın niye ağlıyor?Tanrı'm bu bir kabus olmalı başka bir şey değil.''
Kadının ağlaması, bağrışmalar eşliğinde sesi kısılıp kesilinceye kadar devam etti.Bir zaman sonra, dışarıdakiler yorgun düşmüş olmalı ki, bağrışmaların yerini homurdanmalar almaya başlamıştı.Bu homurdanmalar biraz daha devam ettikten sonra sesler tamamen kesildi.Oğuz gözünü kırpmamış uykusuzluktan ölüyordu.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!