Saat gece yarısı.
Gökyüzüne bakıyorum
Gündüzden daha mavi.
Yıldızlar tek tük.
Beyaz bulutlar sanki yorgan
Biri çekmiş götürüyor.
Pencerenin önüne oturup
Gelecekmiş gibi beklersin.
Günler, haftalar, aylar geçer
Gelemez.
Yağmura, toprağa, rüzgara sorarsın;
Ne ses vardır ne soluk.
Eylül ve bağ bozumu.
Havadaki hüzün ve üzüm.
Oh canıma değsin!
Ben eylül gibi bir şeyim
Sonbaharda açar,
Benim, pencerenin önünde suyunu içtikten sonra uçan kuşa ''aşkım'' diye seslenişime, şaşkın ve anlamsız gözlerle bakan yan taraftaki şahsa, gel de ''inceliği'' anlat!..
Olman gerekene nail olamamak, böyle bir şey olsa gerek...
Her şeyi boş verip
Hiçbir şeyi umursamayım diyorum.
Hatta benden bile bana ne diyorum.
Sonra, bir kedinin soğuktan titrediğini görünce buz kesiyorum.
Sanırım, ne yorgunluğum geçecek, ne hassaslığım bitecek...
Ev dediğin nedir ki iki değersiz eşyadan başka...
İnsan dediğin yürekte ağırlanır.
Yürek dediğin uçsuz bucaksız;
Ve herkes kendine o yürekte bir bahçe ayırır.
Benim zannettiğin bahçe senin;
İster gül ol, ister diken;
Ey kendim!
En çok da sana kırgınım.
Beni keşke bu kadar arka planda bırakmasaydın.
Gitmez dediğin bile gitti...
Gitmem dediğinden gittin
Ne yapsan yetemediğinden.
Bunlar benim dört yapraklı yoncam.
Biri yeğenim, üçü çocuğum.
Kanadımın biri toprağa düştü.
İnsanın ruhu kanarmış...
Susmuşsam
Siz konuyu biliyordunuz
Merhametinizi konuştursaydınız.
Ben bu kadar hiç
İçime içime
Ben, acımı temiz temiz yaşarım.
Rabbimden geldi başım gözüm üstüne.
Yeter ki, insanlar kalplerindeki pisliklerini getirip yüreğimin önüne dökmesinler!
Bir de onların pisliklerini temizlemekle uğraştım psikolojimden.
Rabbim, hepsini sahiplerine iade edecektir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!