Paris'te bir sokak... Oğlumun ince eleyip sık dokuduktan sonra; -Ahanda bu ressama çizdireyim portremi deyip... Bula bula bulduğu... sokağın belki de tek türk ressamı... :)))))
Bi de çabucak solmasalaarrr....:(((Leylak geçti bile... Gün boyu da göreyim diye, toplayıp geldim bahçeden sabah.. Fulya ve sarı kızıl üstelik de kokulu güller.. Masamın üstünde... Mis miiiiissssss.... :)))
Tam mevsimi taaammmm... Geceleri daha mı bi coşuyo ne.. bahçeye oturdum mu rüzgarın keyfine göre artık.. Gönlü park tarafından esmeyi dilerse iğde (bir kaç güne ıhlamur da yetişir peşinden....) Yok paşa gönlü yan bahçe tarafında esmek dilerse hanımeli gül... Ön bahçeye uğramışsa fulya.. Az sabredersek yaseminde açtı açacak... :)))
Yüreklerinde o çığlığı taşıyanlar ilk geldikleri kültürü henüz kaybetmemiş olanlar... Kaybettiklerinde; bağyan diyen, çay koymayıp çay döken, iyi akşamlar günaydın gibi hoş selamlaşmaları tümüyle unutmuş olan bi yaratık çıkıyor ortaya
Altı yedi yıl önce... Ankaranın oldukça kozmopolit, bol göç almış ama gelir seviyeside oldukça yüksek bir semtinde bir sitede oturuyorum... Üst komşum çok zarif çok hoş bir hanım.. Aynı zamanda yöneticinin de eşi... Karşı dairesine yeni komşular taşınır.. Semanım bütün nezaketiyle gider kapılarını çalar... Bir erkek çocuğu açar... Açılan kapıdan salon görünür.. Abartılı şaşaalı koltukların önünde, yerde halının üzerinde oturan birkaç kadın birşeyler örmektedirler.. Çocuk anne biri geldii diye bağırır.. Kadınlardan biri kapıya gelir..; - Nevar diye sorar Semanım; - Hem karşı komşunuzum hemde apartman yöneticisinin eşiyim.. Hoşgeldiniz demek istedim.. Ve bir ihtiyacınız olur mu diye soracaktım.. der.. Kadın şöyle bir yüzüne bakar; - Bi ihtiyacımız yok deyip semanımın suratına kapıyı kapatır... Ve kadıncağız orada öylece kalakalır.. Şimdi bu öyle arada bi durum ki Ve okadar yabani bir durum ki, kentli desem değil Köylü desem hiç değil (çünkü köylü yoldan geçene sofrasını açar doyurur. Kırk kat yabancıya ne ikram etsin bilemez.. Bu ne acaip bir kültürdür ki; Aynı apartmanda otururken kaç kez apartmanın çift taraflı kapısın suratıma yedim... Kaç kezde bu durumdan kıl payı kurtuldum.. önümden apartmana giren adamcağız, olur a bi şekilde birbirimize dokunuruz da abdesti falan mı kaçar diye yoksa dönüp bakarsa selam vermek zorunda kalır.. hatta o selam vermesede ben mazallah iyi akşamlar günaydın falan derimde zor durumda mı kalır nedendir bilinmez.. Kapıyı tutmasını filan hiç beklemiyorumda o kaçar gibi gidiş o kadar zavallı bi durum kii....:(((
2-2,5 yaşlarında olmalıyım.. bir şurubu içmekte biraz direnince babaannem eline siyah bir eldiven giyer ve kapıdan sadece ellerini uzatarak, gizemli bir varlık sesiyle şurubu içmemi söyler.. Ben alelacele şurubu içip şöyle seslenirim;
bir evvelki resim çalışmamdaki elemanlar.... :))) Genel olarak kırmızı tonlarında.. Şimdiki çalışma hayaletlerden oluşuyor.. Mavi ve sarı ağırlıklı... :))
Paris'te bir sokak...
Oğlumun ince eleyip sık dokuduktan sonra;
-Ahanda bu ressama çizdireyim portremi deyip... Bula bula bulduğu... sokağın belki de tek türk ressamı... :)))))
Bi de çabucak solmasalaarrr....:(((Leylak geçti bile...
Gün boyu da göreyim diye, toplayıp geldim bahçeden sabah.. Fulya ve sarı kızıl üstelik de kokulu güller.. Masamın üstünde... Mis miiiiissssss.... :)))
Tam mevsimi taaammmm... Geceleri daha mı bi coşuyo ne.. bahçeye oturdum mu rüzgarın keyfine göre artık.. Gönlü park tarafından esmeyi dilerse iğde (bir kaç güne ıhlamur da yetişir peşinden....)
Yok paşa gönlü yan bahçe tarafında esmek dilerse hanımeli gül... Ön bahçeye uğramışsa fulya.. Az sabredersek yaseminde açtı açacak... :)))
Akşam yedi bizimkiler... Sabaha kadar kendi kendime bile sarımsak kokmayı göze alamadığımdan yemedim valla...:((
İnsan dengesinin ana unsuru...
Yüreklerinde o çığlığı taşıyanlar ilk geldikleri kültürü henüz kaybetmemiş olanlar... Kaybettiklerinde;
bağyan diyen, çay koymayıp çay döken, iyi akşamlar günaydın gibi hoş selamlaşmaları tümüyle unutmuş olan bi yaratık çıkıyor ortaya
Altı yedi yıl önce... Ankaranın oldukça kozmopolit, bol göç almış ama gelir seviyeside oldukça yüksek bir semtinde bir sitede oturuyorum... Üst komşum çok zarif çok hoş bir hanım.. Aynı zamanda yöneticinin de eşi... Karşı dairesine yeni komşular taşınır.. Semanım bütün nezaketiyle gider kapılarını çalar... Bir erkek çocuğu açar... Açılan kapıdan salon görünür.. Abartılı şaşaalı koltukların önünde, yerde halının üzerinde oturan birkaç kadın birşeyler örmektedirler.. Çocuk anne biri geldii diye bağırır.. Kadınlardan biri kapıya gelir..;
- Nevar diye sorar
Semanım;
- Hem karşı komşunuzum hemde apartman yöneticisinin eşiyim.. Hoşgeldiniz demek istedim.. Ve bir ihtiyacınız olur mu diye soracaktım.. der..
Kadın şöyle bir yüzüne bakar;
- Bi ihtiyacımız yok deyip semanımın suratına kapıyı kapatır... Ve kadıncağız orada öylece kalakalır..
Şimdi bu öyle arada bi durum ki
Ve okadar yabani bir durum ki, kentli desem değil
Köylü desem hiç değil (çünkü köylü yoldan geçene sofrasını açar doyurur. Kırk kat yabancıya ne ikram etsin bilemez..
Bu ne acaip bir kültürdür ki;
Aynı apartmanda otururken kaç kez apartmanın çift taraflı kapısın suratıma yedim... Kaç kezde bu durumdan kıl payı kurtuldum.. önümden apartmana giren adamcağız, olur a bi şekilde birbirimize dokunuruz da abdesti falan mı kaçar diye
yoksa dönüp bakarsa selam vermek zorunda kalır.. hatta o selam vermesede ben mazallah iyi akşamlar günaydın falan derimde zor durumda mı kalır nedendir bilinmez.. Kapıyı tutmasını filan hiç beklemiyorumda o kaçar gibi gidiş o kadar zavallı bi durum kii....:(((
Ankara da işkembe yenecekse Rumeli işkembecisine gidile.. :)) Damardan mıydı şırdan mıydı neydi.. :))
2-2,5 yaşlarında olmalıyım.. bir şurubu içmekte biraz direnince babaannem eline siyah bir eldiven giyer ve kapıdan sadece ellerini uzatarak, gizemli bir varlık sesiyle şurubu içmemi söyler.. Ben alelacele şurubu içip şöyle seslenirim;
- tamam içtim tamam... babaanne öcü olma gel...
bir evvelki resim çalışmamdaki elemanlar.... :))) Genel olarak kırmızı tonlarında.. Şimdiki çalışma hayaletlerden oluşuyor.. Mavi ve sarı ağırlıklı... :))