Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • Sağır kalbler18.07.2008 - 23:15

    '2046' (2004)

    Wong Kar-Wai

  • teknikler ve mistikler18.07.2008 - 23:14

    'Requiem aeternam dona eis, Domine- Ebedi huzuru bağışla Tanrım' sözleriyle başlayan Introitus, müzik tarihinde metinle müziğin uyumu yönünden en başarılı sayfalar arasındadır... Ağır (Adagio) tempoda, 4/4'lük ölçüde, hüzünlü Re minör tonalitesinde, bassethorn ve fagotların özlemli tınısının da verdiği atmosferde dinleyicileri saran Mozart, tiz seslerden (flüt ve obuadan) kaçınmış; trompet, trombon ve davullarla buruk bir hava yaratmış, yaylı çalgıları eşlikte kullanmıştır... 'Et lux perpetua luceat eis- Ve ebedi ışık onları aydınlatsın' bölmesinde tonalite Si bemol Majore dönüşür... Mozart, soprano solonun girdiği 'Te decet hymnus, Deus- Duayı aldığım yerde, Tanrım' bölmesinde ise, eski bir Gregoryen ezgisini kullanmıştır... Yumuşak ve akıcı keman figürleriyle desteklenen sopranodan sonra, sert aksanlı orkestral ritim eşliğiyle koro haykırır: 'Exaudi orationem meam- Duamı duy' seslenişi düş kırıklığıyla doludur... Koro, giriş temasını yeniden alarak kemanın figürlerine karşıt bir parti oluşturur...'

  • well tempered clavier18.07.2008 - 23:13

    Prelude and Fugue XVIII in G-Sharp Minor

    Something unexpected strikes us in the beginning of this Prelude: passages, meticulously uttered, which evoke five-finger exercises in the right hand and, in the left, make us think, remotely, of Alberti basses... But soon the purest counterpoint in two voices appears... The captivating poetry of the key of G-sharp minor, the plaintive accents of the appoggiaturas, to be played as eighth-notes, fill us with delight... The London autograph is marked piano and forte in measures 3 and 5, a notation all the more precious, since Bach rarely indicates dynamics...

    The first six notes of the subject of this noble and grave Fugue are identical with the opening phrase of Scarlatti's Sonata Longo No. 413... In spite of its 6/8 time this Fugue is not a gigue, a fact important to notice in order to choose a rather moderate tempo... The chromaticism of the counter-subject prepares us for the second subject, which appears in measure 61 on a half-cadence... Episodes, eleven in all, come successively to enrich the glowing fife of the Fugue... The two subjects meet toward the end on the dominant (measure 135) ... The bass rings as a bell (measure 136) , and the Fugue ends like a moving aria from a cantata, with a tender appoggiatura...

  • hiç bitmesin denilen anlar18.07.2008 - 23:13

    Ace Of Base - Beautiful Life...

  • benim de söyleyeceklerim var18.07.2008 - 23:12

    'The King of Comedy' (1982)

    Martin Scorsese

  • efsane kayıtlar18.07.2008 - 23:10

    Tchaikovsky - Symphony No.6 'Pathétique'

    Wilhelm Furtwaengler

    Berlin Philharmonic

    rec: 1938

  • ilham kaynağı olmak18.07.2008 - 23:09

    'À nous la liberté' (1931)

    René Clair

  • geçiş18.07.2008 - 23:03

    ...

    Gerçeğin çölü; 'gerçeklik'i algılamada, anlamada, anlamlandırma ve bunlardan bir medeniyet inşâ etmede gösterilen çabanın neticesi ve resmidir... Batı'nın en önemli 'gerçek'i; hakikate eremeyen, parça doğrularla hakikate ereceğini zanneden ve bu zanna istinaden kurgulardan ibaret olan tahayyülî bir medeniyetin kendini tüketmesi, her yeri ve her şeyi çölleştirmesidir...

    'Müteal olan'ın içkinleştirilmesi sürecinde beliren ve bu ândan itibaren bir kurgudan ibaret olan Batı'nın 'gerçeklik'inin ne kadar sarih ve sahici olduğu Batı insanı (=birey) tarafından 11 Eylül Vakıası ile birlikte daha bir idrak edilmiş, aynı vakıa ile birlikte herkesin gerçeklik algısı değişmiştir... Bu değişim ve dönüşüm, hiçleşme mânâsına da gelmektedir... Çünkü tanımsızlıklar üzerine kurulu olan ve modernizme reddiyeden ibaret olup, son kertede yine moderniteyi besleyen post-modernizmin epistemesi (=diyelim) de büyük yara almıştır...

    Bu yara, post-kolonyal politikaların iflâsı da demektir... Zira modernite nasıl ki rasyonel olanı putlaştırmışsa, post-modernite de irrasyonel olanı putlaştırdı... Bu ifrat-tefrit arasında inşâ edilen medeniyetin en büyük remzlerinden biri de İkiz Kuleler'dir... Mimarî olarak dışı ayna ile kaplı olan bu kuleler, Batı'nın 'gerçeklik'ini çok güzel bir şekilde özetlemektedir... Batı insanı, bu gökdelenlerin karşısındadır... Varoluşu bu maddeye nispetle mânâ ve mahiyet kazanır... İnsan onun ya hâkimi olacak yahut da mahkûmu... Hâkim olma çabası, kendi varoluşunu gerçekleştirmesi demektir... Ama bu pek de mümkün değildir... Zira bina her dem farklı bir 'gerçeklik' ile kendini sunar... Öyle ya; binanın 1. katı ile 10. katı arasında, 10. katı ile 60. katı arasında büyük gerçeklik farkı vardır... Batı medeniyetinin Bir Olan'a doğru ircâ gibi bir derdi olmadığı için bu fark, bütünleyen değil, bilâkis parçalayan, mahveden, insanı bireyleştirip farikalarını silen, ferdî hakikati örseleyen, nihayetinde de maddeye mahkûm eden bir farktır... Bu mahkûmiyetin ardı değerler relativizmi, bunun ardı da 'herkesin gerçekliği kendine' anlayışıdır...

    Herkes kendi gerçekliğini Mutlak ve İlâhî olana nispetle değerlendirmediği için son derece iptidaî saiklerle hareket eden, gerçeğin çölünde ömür tüketen hazcı ve vahşî bir bedevî sürüsü ortaya çıkıyor...

    11 Eylül'de yalnızca İkiz Kuleler değil, bu kulelerin şahsında temsil edilen bütün değerler yıkılmıştır... Ruhî bir aksiyon ve zuhurun neticesinde gerçekleşen bu yıkımla birlikte bedevîlere iptidaîlikleri, medeniyetlerinin ilkellikleri ihtar edilmiş, Batı'nın asıl ve şedit yönünü örten bütün maskeler indirilmiştir... Bu ihtarı anlayan anladı ve yeni bir değerin peşine düştü... Anlamayan da anlamadı ve yabanîliklerini bütün dünyaya hâkim kılma maksadına matuf olarak Irak'a saldırdı...

    ...

    İnsanın 'gerçeğin çölü'nden çıkış ve kurtuluş yolu; ferd hakikatini hatırlamasıdır... Ki bu da ancak şümullü ve nizâm çapında ifade edilen bir dünya görüşü ile mümkündür...

    ...

  • İşten eve, evden işe bir hayat18.07.2008 - 22:49

    'I Am Legend' (2007)

    Francis Lawrence

  • dünyanın en düz insanı18.07.2008 - 22:46

    'Dead Man' (1995)

    Jim Jarmusch