No.7 - La terrace des audiences au clair de lune (Ay Işığında Buluşma Terası) : Fa diyez minör tonda, 6/8'lik ölçüde, ağır (Lent) tempoda, popüler Fransız çocuk şarkısı 'Au Clair de la Lune' ezgisini anımsatan girişten sonra biraz oryantal ve gizemli pasajlarla gelişir... Debussy özgün bir havada yansıttığı manzarayı, bir Paris gazetesinde gördüğü Hindistan yolculuğu haberinden esinlenmiş; 1912'de bir Hindistan genel valisinin ay ışığındaki terasta verdiği kabul törenini üstün bir hayal gücü ve tını kontrolüyle yansıtmıştır...
- Şimdi bunlar bir kere başörtüsü düşmanlarını ödüllendirdiler! Biliyor musunuz? Türkiye'de Başörtüsü zulmünü başlatan, Kenan Evren'in de gücüyle, onun kuvvetini arkasına alarak, İhsan Doğramacı'dır... Onunla başlamıştır...
- Evet... YÖK'ün de kurulmasıyla...
- Evet... Geçtiğimiz 2007 senesinde, Büyük Millet Meclisi Onur Ödülü'nün kime verilmesi ile ilgili yapılan oylamada Abdullah Gül, İhsan Doğramacı'ya verilmesini teklif etti!
- Şu meşhur Türban Davası savunucusu (!) Bülent Arınç da hararetle desteklemişti...
- Bülent Arınç da, ödülün verilmesinin hemen akabinde onu arayıp tebrik etmişti! Başörtüsünün en büyük düşmanlarından birini ödüllendirdiler...
- Türban Yasağı'nı da bir daha türbanın serbest olamayacağı bir şekle getirdiler... Artık çeşitli yönetmeliklerle yasaklanan türban, Anayasal bir yasak olarak kemikleştirildi AKP eliyle...
- Tabi! Yasağı şöyle yaptılar: CHP baştan beri 'biz bunu Anayasa Mahkemesi'ne götüreceğiz! ' diyordu... AKP, 'bunu pişirelim ve sizin de tam Anayasa Mahkemesi'ne götüreceğiniz hale getirelim! ' dediler... Bir şey daha var... Bunlar başka bir şekilde de türbana, dolayısıyla İslam'a hakaret ediyorlar: Abdullah Gül'ün karısı bir zamanlar başörtüsü taktığı için üniversiteye girememesini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne şikayet etti... O zamanlar ona sordular: 'Siz bu davanızı çekecek misiniz, geri alacak mısınız? ' 'Ne münasebet! ' demiş ve ardından, 'Benim bu davayı geri çekmem, Türkiye'deki başörtülü kadınlara hakaret olur! ' demişti... Ve sonra da geri çekti... Kendisi söylediği gibi hakeret etmiş oldu!
İzmir'in Kaynaklar İlçesi'ndeki ilköğretim okulunun müdürü E.S., öğrencileri taciz ettiği, karşı gelenlere işkence yaptığı iddiasıyla gözaltına alındı... Bir akrabasının evinde yakalanan müdürün bilgisayarında, 3 bine yakın porno görüntü bulundu, büyük bölümünün çocuk pornosu içerikli olduğu belirlendi... E.S.'nin yolsuzluktan tutuklanan Kaynaklar Belediye Başkanı M.K.'nın en yakın arkadaşı olduğu anlaşıldı... M.K.'nın ailelere, şikayetçi olmamaları için baskı yaptığı iddia edildi... Müdür E.S., okuldaki yolsuzluk operasyonu nedeniyle tutuksuz yargılanıyordu... Sapık müdürün bazı öğrencilere tecavüz etmiş olabileceği ihtimali değerlendiriliyor...
- 'Ben AB'ye karşıyım, ben ABD'ye karşıyım, ben buna karşıyım, ben şuna karşıyım' diyen bir gençlik, ama küreselleşmenin farkında olmayan bir gençlik. Türkiye'yi içe kapanmaya teşvik edenler, gençliğe maalesef bunu pompalıyorlar.
Cumhuriyet döneminde ise bu uygulama özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yaygınlaşmaya başladı... 1920'li yıllarda Sovyetler Birliği'nin ülkemizdeki bazı komünistleri kendilerine ait şirketlerde çalışıyor göstererek onlara para ödedikleri biliniyor... Ayrıca, 'Moskova'dan ruble' iddiaları da yalan değildir... 1947-48 yıllarından itibaren, ABD'nin Türkiye'de kendi yandaşlarına, yanına çekmeye veya tarafsızlaştırmaya çalıştığı insanlara para aktardığı bugün iyi bilinmektedir... 1980'li yıllardan itibaren Avrupa Birliği de bu uygulamaları başlatmıştır....
Kimler emperyalistlerden para alıyor ve bu para karşılığında ne yapıyor?
Eskiden ajan çalıştırmak zordu... Günümüzde kolaylaştı... Binlerce Amerikalı istihbaratçı Türkiye'ye 1960'lı yıllarda 'barış gönüllüsü' adı altında geldiler, köylerimizde ve kasabalarımızda araştırmalar yaptılar... Bu çalışmalar bir süre sonra tepki çekmeye başlayınca, yeterli bilgiyi topladıklarını düşünerek geri çekildiler...
Bugün istihbarat çalışmalarında genellikle ülkemiz vatandaşları kullanılmaktadır... Emperyalist devletler tarafından giderleri karşılanarak yurtdışına gezilere götürülen insanların bir bölümü, şükran duyguları içinde, samimi görüşmelerde ülkemize ilişkin tüm bildiklerini anlatmaktadırlar... Ayrıca, kolayca arkadaş olan bazı kişiler, bu bilgi (istihbarat) akışını, ara sıra verilen küçük hediyeler karşılığında sürekli de kılabilmektedirler... Bir süre sonra hediyelere alışan bazı kişiler, bilgi aktarımını daha sistemli hale getirmektedir... Alın size gayet ucuza malolmuş bir yerli ajan...
Bilgi toplamada ve gerçeklerin kamuoyuna yansıtılmasını önlemede de 'projeler' kullanılmaktadır... Diyelim bir üniversitede öğretim üyesisiniz... Aldığınız maaş belli... Yetmiyor... Dışarıda ek bir iş arıyorsunuz... Avrupa Komisyonu'ndan (Avrupa Birliği'nin yürütme organı) proje dağıtıldığını duyuyorsunuz... Sizin konunuzla ilgili bir proje önerisi geliştiriyorsunuz... Kabul ediliyor... Böylece zokayı kendiniz yutuyorsunuz... Proje tezgahına bir kere düşen kişi, bundan kolay kolay kurtulamaz...
Proje tezgahı nedir? Avrupalı veya Amerikalı istihbarat örgütleri, Türkiye'de belirli bir konuda araştırma yapmak istemektedir... Ancak bunu kendileri gelip yapsalar, güvenlik kuvvetlerinin dikkatini ve tepkisini çekecektir... Ayrıca, halkımız arasında bulunan birçok sağduyulu insan, bir yabancının sorduğu sorulardan hangi sonuçların çıkarılabileceğini değerlendirebilmektedir... Bir yabancının 'bilimsel çalışma' gibi masum bir görüntü altında ülkemizde istihbarat çalışması yapması kolay değildir... Ayrıca, oldukça da pahalıdır... Çözüm nedir? Çözüm, projelerdir... Avrupa Komisyonu, hangi konuda istihbarat toplanması gerikiyorsa, o konuda bir proje hazırlıyor ve ilgililerin dikkatine sunuyor... Projeyi alan kişi, 6 ay veya 12 ay gibi kısa sürelerle belirli bir aylık alıyor... Bu aylık, ülkemizdeki vergi sistemi içine sokulmadan, yani vergilendirilmeden ödeniyor... Ayrıca, bir yakınınızın 'asistan' adı altında projeye yamanması ve ona da beş-on kuruş avanta sağlanması imkanı var... Proje, kırtasiye gibi bazı giderlerle de şişirilebiliyor...
Bir anda kendi maaşından daha yüksek bir 'proje katkısını' alan kişilerin çoğu bu ek gelire uyuşturucu gibi bağlanıyor... Arabası yoksa araba alıyor... Arabası varsa araba yeniliyor... Cep telefonunu değiştiriyor... Her gün televizyonlarda reklamı yapılan malları alıyor... Eski televizyonunu atıyor, duvara asılabilir ince televizyonlardan alıyor... Böylece çarka dahil ediliyor... Yeni projeler alabilmek için de istenileni yapıyor... Alan memnun, satan memnun...
Bu tezgaha bir kez düşen birçok kişi, bu ek gelirden o kadar keyif alıyor ki, akan musluğun kapanmaması için hem projede en iyi hizmeti sunuyor (en iyi ve güvenilir istihbaratı derlemeye çalışıyor) , hem de hayatının diğer bölümlerinde, milli çıkarlarını, düşündüklerini ve gerçekleri unutuyor, halkımızı emperyalistlerin istedikleri biçimde yönlendirmeye çalışıyor... Zaten bu biçimde bir kez tezgaha dahil oldu ve emperyalistlerin borazanı haline geldi mi, emperyalistlerin ve onların yardakçılarının denetimi altındaki bazı televizyon kanalları ve gazeteler, bu kişileri şişirmeye de başlıyor... Efendileri, uşaklık edene, iyi maaşın yanı sıra iyi bahşiş de veriyorlar...
Emperyalistlerin ödeme biçimi son derece zengin... Bazılarına para veriliyor... Bazılarının kendilerine veya yakınlarına yurtdışında gezi ve hatta eğitim-araştırma bursu sağlanıyor... Bazıları küçük hediyelere teslim olurken, bazılarının hediyesi daha büyük oluyor... Yurtdışına geziye götürdüklerinin bir bölümünün özellikle kadın konusunda zaafı varsa, son derece gelişmiş kamera sistemleriyle bazı sahneler kaydediliyor ve gerektiği zaman kullanılıyor...
Vatanımıza yönelik saldırı bu kadar yoğunken, bazı okumuşların niçin sustuklarını, hatta susmanın ötesinde emperyalistlerin değirmenine niçin su taşıdıkları sorusunu ancak bu ilişkileri bilirseniz cevaplayabilirsiniz... Tabii ki her yurtdışına giden aktif veya pasif ajan olmaz... Tabii ki emperyalistlerden her proje alan ihanet içinde değildir... Ama ülkemizde bu kadar hainin çıkmasında bu yurtdışı gezilerinin ve projelerin önemli bir etkisi vardır...
...
Bugün yapılması gereken işlerden biri, Türkiye'de hangi kuruluşların ve kişilerin, Avrupa Birliği'nden, ABD'den, Rusya'dan, Çin'den, İsrail'den, başka herhangi bir yabancı devletten hangi ad altında olursa olsun nasıl bir menfaat temin ettiğinin belirlenmesidir... Bugün para alan yarın buyruk alır... Daha sonra da bu kuruluşların ve kişilerin ulusal çıkarlarımız konusunda izledikleri çizgiye bakmak gerekir...
DİSK, Avrupa Komisyonu'ndan önce 150 bin Euro aldı... Daha sonra, DİSK, HAK-İŞ ve KESK, üyesi bulundukları Avrupa Sendikalar Konfederasyonu aracılığıyla Avrupa Komisyonu'nun 1 milyon Euro'luk bir eğitim projesini aldı ve 'eğitim yaptı'. Bu kuruluşların Kıbrıs konusundaki tavrı nasıldı? Sözde Ermeni soykırımı iddialarına karşı nasıl bir tavır aldılar? Emperyalistlerin Türkiye'de azınlık yaratma çabalarına karşı ne yaptılar?
Soros, emperyalist güçlerin bir parçasıdır... Soros'un Türkiye'de oluşturduğu Açık Toplum Enstitüsü'nün Danışma (Yönetim) Kurulu'nda HAK-İŞ Genel Başkanı Salim Uslu da vardı... Soros'tan para alanlar arasında DİSK'e bağlı Dev Maden Sen de bulunmaktadır... Soros'un kaynak aktardığı önemli bir kuruluş ise, Tesev'dir... Bu kuruluşların milli davalarımız konusundaki tavrı nedir?
Amerikan emperyalistleri 1960'lı yıllarda TÜRK-İŞ'e bağlı sendikalardan yüzlerce sendikacıyı ABD'ye götürmüşler, gezdirmişlerdi... Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı'nın (CIA) denetimindeki Asya Amerika Hür Çalışma Enstitüsü (AAFLI) 1972 yılından 1993 yılına kadar TÜRK-İŞ'le yakın bir işbirliği içinde çalışma yapmıştı... Amerikan istihbaratının araçlarından biri olan Pathfinder Vakfı da benzer bir çalışma gerçekleştirmişti... Bütün bu yıllar boyunca TÜRK-İŞ'in ülkemizdeki Amerikan üs ve tesislerine karşı sessiz kalmasında bu ilişkiler etkili olmuş muydu acaba?
Bugün misyonerlerin faaliyetleri giderek daha da yoğunlaşmaktadır... Bazı vatandaşlarımızın din değiştirerek emperyalistlerin işbirlikçisi olmasında, ödenen ufak paraların ve Avrupa'da çalışma imkanı vaadlerinin etkisi vardır... Ayda 100 dolara din değiştiren, ayda 200 dolara vatanını kolayca satabilir...
Vatanımız tehdit altındadır... Bugünkü tehdidin kaynağı, ABD ve AB emperyalizmidir... Bu güçlerin elindeki en önemli silah, paradır... Türkiyemizi boyunduruk altına almak veya yok etmek isteyen bu güçlerin dağıttıkları para, bizi içimizden hançerleyecek güçleri veya bizi zayıflatacak girişimleri beslemektedir...
ABD'den, Avrupa Birliği'nden, Japonya'dan, Rusya'dan, Çin'den veya herhangi başka bir devletten menfaat sağlayan kişi ve kuruluşlar tespit edilmeli ve kamuoyuna açıklanmalıdır...
'Duyguların açıklanabileceği birinin varlığının verdiği huzur ve mutluluğun yitirilmesiyle duyulan burukluk' olarak tanımlanan 2. Bölüm, neşeli ve zarif (Allegro con grazia) tempodadır ve birinci bölümle büyük bir kontrast oluştutur... Alışılmamış ilginç bir ritimle (5/4'lik ölçüde) Çaykovski'nin deyimiyle 'Gözyaşlarıyla gülümseyerek' zarif bir vals gibi gelişen bölüm, daha sonra hafif bir melankoliye bürünürse de yine eski neşesine kavuşur...
'Tabu: A Story of the South Seas' (1931)
F.W. Murnau
The Fool on the Hill...
No.7 - La terrace des audiences au clair de lune (Ay Işığında Buluşma Terası) : Fa diyez minör tonda, 6/8'lik ölçüde, ağır (Lent) tempoda, popüler Fransız çocuk şarkısı 'Au Clair de la Lune' ezgisini anımsatan girişten sonra biraz oryantal ve gizemli pasajlarla gelişir... Debussy özgün bir havada yansıttığı manzarayı, bir Paris gazetesinde gördüğü Hindistan yolculuğu haberinden esinlenmiş; 1912'de bir Hindistan genel valisinin ay ışığındaki terasta verdiği kabul törenini üstün bir hayal gücü ve tını kontrolüyle yansıtmıştır...
...
- Şimdi bunlar bir kere başörtüsü düşmanlarını ödüllendirdiler! Biliyor musunuz? Türkiye'de Başörtüsü zulmünü başlatan, Kenan Evren'in de gücüyle, onun kuvvetini arkasına alarak, İhsan Doğramacı'dır... Onunla başlamıştır...
- Evet... YÖK'ün de kurulmasıyla...
- Evet... Geçtiğimiz 2007 senesinde, Büyük Millet Meclisi Onur Ödülü'nün kime verilmesi ile ilgili yapılan oylamada Abdullah Gül, İhsan Doğramacı'ya verilmesini teklif etti!
- Şu meşhur Türban Davası savunucusu (!) Bülent Arınç da hararetle desteklemişti...
- Bülent Arınç da, ödülün verilmesinin hemen akabinde onu arayıp tebrik etmişti! Başörtüsünün en büyük düşmanlarından birini ödüllendirdiler...
- Türban Yasağı'nı da bir daha türbanın serbest olamayacağı bir şekle getirdiler... Artık çeşitli yönetmeliklerle yasaklanan türban, Anayasal bir yasak olarak kemikleştirildi AKP eliyle...
- Tabi! Yasağı şöyle yaptılar: CHP baştan beri 'biz bunu Anayasa Mahkemesi'ne götüreceğiz! ' diyordu... AKP, 'bunu pişirelim ve sizin de tam Anayasa Mahkemesi'ne götüreceğiniz hale getirelim! ' dediler... Bir şey daha var... Bunlar başka bir şekilde de türbana, dolayısıyla İslam'a hakaret ediyorlar: Abdullah Gül'ün karısı bir zamanlar başörtüsü taktığı için üniversiteye girememesini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne şikayet etti... O zamanlar ona sordular: 'Siz bu davanızı çekecek misiniz, geri alacak mısınız? ' 'Ne münasebet! ' demiş ve ardından, 'Benim bu davayı geri çekmem, Türkiye'deki başörtülü kadınlara hakaret olur! ' demişti... Ve sonra da geri çekti... Kendisi söylediği gibi hakeret etmiş oldu!
...
İzmir'in Kaynaklar İlçesi'ndeki ilköğretim okulunun müdürü E.S., öğrencileri taciz ettiği, karşı gelenlere işkence yaptığı iddiasıyla gözaltına alındı... Bir akrabasının evinde yakalanan müdürün bilgisayarında, 3 bine yakın porno görüntü bulundu, büyük bölümünün çocuk pornosu içerikli olduğu belirlendi... E.S.'nin yolsuzluktan tutuklanan Kaynaklar Belediye Başkanı M.K.'nın en yakın arkadaşı olduğu anlaşıldı... M.K.'nın ailelere, şikayetçi olmamaları için baskı yaptığı iddia edildi... Müdür E.S., okuldaki yolsuzluk operasyonu nedeniyle tutuksuz yargılanıyordu... Sapık müdürün bazı öğrencilere tecavüz etmiş olabileceği ihtimali değerlendiriliyor...
29.8.2008
- 'Ben AB'ye karşıyım, ben ABD'ye karşıyım, ben buna karşıyım, ben şuna karşıyım' diyen bir gençlik, ama küreselleşmenin farkında olmayan bir gençlik. Türkiye'yi içe kapanmaya teşvik edenler, gençliğe maalesef bunu pompalıyorlar.
Milli (!) Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik
...
Cumhuriyet döneminde ise bu uygulama özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yaygınlaşmaya başladı... 1920'li yıllarda Sovyetler Birliği'nin ülkemizdeki bazı komünistleri kendilerine ait şirketlerde çalışıyor göstererek onlara para ödedikleri biliniyor... Ayrıca, 'Moskova'dan ruble' iddiaları da yalan değildir... 1947-48 yıllarından itibaren, ABD'nin Türkiye'de kendi yandaşlarına, yanına çekmeye veya tarafsızlaştırmaya çalıştığı insanlara para aktardığı bugün iyi bilinmektedir... 1980'li yıllardan itibaren Avrupa Birliği de bu uygulamaları başlatmıştır....
Kimler emperyalistlerden para alıyor ve bu para karşılığında ne yapıyor?
Eskiden ajan çalıştırmak zordu... Günümüzde kolaylaştı... Binlerce Amerikalı istihbaratçı Türkiye'ye 1960'lı yıllarda 'barış gönüllüsü' adı altında geldiler, köylerimizde ve kasabalarımızda araştırmalar yaptılar... Bu çalışmalar bir süre sonra tepki çekmeye başlayınca, yeterli bilgiyi topladıklarını düşünerek geri çekildiler...
Bugün istihbarat çalışmalarında genellikle ülkemiz vatandaşları kullanılmaktadır... Emperyalist devletler tarafından giderleri karşılanarak yurtdışına gezilere götürülen insanların bir bölümü, şükran duyguları içinde, samimi görüşmelerde ülkemize ilişkin tüm bildiklerini anlatmaktadırlar... Ayrıca, kolayca arkadaş olan bazı kişiler, bu bilgi (istihbarat) akışını, ara sıra verilen küçük hediyeler karşılığında sürekli de kılabilmektedirler... Bir süre sonra hediyelere alışan bazı kişiler, bilgi aktarımını daha sistemli hale getirmektedir... Alın size gayet ucuza malolmuş bir yerli ajan...
Bilgi toplamada ve gerçeklerin kamuoyuna yansıtılmasını önlemede de 'projeler' kullanılmaktadır... Diyelim bir üniversitede öğretim üyesisiniz... Aldığınız maaş belli... Yetmiyor... Dışarıda ek bir iş arıyorsunuz... Avrupa Komisyonu'ndan (Avrupa Birliği'nin yürütme organı) proje dağıtıldığını duyuyorsunuz... Sizin konunuzla ilgili bir proje önerisi geliştiriyorsunuz... Kabul ediliyor... Böylece zokayı kendiniz yutuyorsunuz... Proje tezgahına bir kere düşen kişi, bundan kolay kolay kurtulamaz...
Proje tezgahı nedir? Avrupalı veya Amerikalı istihbarat örgütleri, Türkiye'de belirli bir konuda araştırma yapmak istemektedir... Ancak bunu kendileri gelip yapsalar, güvenlik kuvvetlerinin dikkatini ve tepkisini çekecektir... Ayrıca, halkımız arasında bulunan birçok sağduyulu insan, bir yabancının sorduğu sorulardan hangi sonuçların çıkarılabileceğini değerlendirebilmektedir... Bir yabancının 'bilimsel çalışma' gibi masum bir görüntü altında ülkemizde istihbarat çalışması yapması kolay değildir... Ayrıca, oldukça da pahalıdır... Çözüm nedir? Çözüm, projelerdir... Avrupa Komisyonu, hangi konuda istihbarat toplanması gerikiyorsa, o konuda bir proje hazırlıyor ve ilgililerin dikkatine sunuyor... Projeyi alan kişi, 6 ay veya 12 ay gibi kısa sürelerle belirli bir aylık alıyor... Bu aylık, ülkemizdeki vergi sistemi içine sokulmadan, yani vergilendirilmeden ödeniyor... Ayrıca, bir yakınınızın 'asistan' adı altında projeye yamanması ve ona da beş-on kuruş avanta sağlanması imkanı var... Proje, kırtasiye gibi bazı giderlerle de şişirilebiliyor...
Bir anda kendi maaşından daha yüksek bir 'proje katkısını' alan kişilerin çoğu bu ek gelire uyuşturucu gibi bağlanıyor... Arabası yoksa araba alıyor... Arabası varsa araba yeniliyor... Cep telefonunu değiştiriyor... Her gün televizyonlarda reklamı yapılan malları alıyor... Eski televizyonunu atıyor, duvara asılabilir ince televizyonlardan alıyor... Böylece çarka dahil ediliyor... Yeni projeler alabilmek için de istenileni yapıyor... Alan memnun, satan memnun...
Bu tezgaha bir kez düşen birçok kişi, bu ek gelirden o kadar keyif alıyor ki, akan musluğun kapanmaması için hem projede en iyi hizmeti sunuyor (en iyi ve güvenilir istihbaratı derlemeye çalışıyor) , hem de hayatının diğer bölümlerinde, milli çıkarlarını, düşündüklerini ve gerçekleri unutuyor, halkımızı emperyalistlerin istedikleri biçimde yönlendirmeye çalışıyor... Zaten bu biçimde bir kez tezgaha dahil oldu ve emperyalistlerin borazanı haline geldi mi, emperyalistlerin ve onların yardakçılarının denetimi altındaki bazı televizyon kanalları ve gazeteler, bu kişileri şişirmeye de başlıyor... Efendileri, uşaklık edene, iyi maaşın yanı sıra iyi bahşiş de veriyorlar...
Emperyalistlerin ödeme biçimi son derece zengin... Bazılarına para veriliyor... Bazılarının kendilerine veya yakınlarına yurtdışında gezi ve hatta eğitim-araştırma bursu sağlanıyor... Bazıları küçük hediyelere teslim olurken, bazılarının hediyesi daha büyük oluyor... Yurtdışına geziye götürdüklerinin bir bölümünün özellikle kadın konusunda zaafı varsa, son derece gelişmiş kamera sistemleriyle bazı sahneler kaydediliyor ve gerektiği zaman kullanılıyor...
Vatanımıza yönelik saldırı bu kadar yoğunken, bazı okumuşların niçin sustuklarını, hatta susmanın ötesinde emperyalistlerin değirmenine niçin su taşıdıkları sorusunu ancak bu ilişkileri bilirseniz cevaplayabilirsiniz... Tabii ki her yurtdışına giden aktif veya pasif ajan olmaz... Tabii ki emperyalistlerden her proje alan ihanet içinde değildir... Ama ülkemizde bu kadar hainin çıkmasında bu yurtdışı gezilerinin ve projelerin önemli bir etkisi vardır...
...
Bugün yapılması gereken işlerden biri, Türkiye'de hangi kuruluşların ve kişilerin, Avrupa Birliği'nden, ABD'den, Rusya'dan, Çin'den, İsrail'den, başka herhangi bir yabancı devletten hangi ad altında olursa olsun nasıl bir menfaat temin ettiğinin belirlenmesidir... Bugün para alan yarın buyruk alır... Daha sonra da bu kuruluşların ve kişilerin ulusal çıkarlarımız konusunda izledikleri çizgiye bakmak gerekir...
DİSK, Avrupa Komisyonu'ndan önce 150 bin Euro aldı... Daha sonra, DİSK, HAK-İŞ ve KESK, üyesi bulundukları Avrupa Sendikalar Konfederasyonu aracılığıyla Avrupa Komisyonu'nun 1 milyon Euro'luk bir eğitim projesini aldı ve 'eğitim yaptı'. Bu kuruluşların Kıbrıs konusundaki tavrı nasıldı? Sözde Ermeni soykırımı iddialarına karşı nasıl bir tavır aldılar? Emperyalistlerin Türkiye'de azınlık yaratma çabalarına karşı ne yaptılar?
Soros, emperyalist güçlerin bir parçasıdır... Soros'un Türkiye'de oluşturduğu Açık Toplum Enstitüsü'nün Danışma (Yönetim) Kurulu'nda HAK-İŞ Genel Başkanı Salim Uslu da vardı... Soros'tan para alanlar arasında DİSK'e bağlı Dev Maden Sen de bulunmaktadır... Soros'un kaynak aktardığı önemli bir kuruluş ise, Tesev'dir... Bu kuruluşların milli davalarımız konusundaki tavrı nedir?
Amerikan emperyalistleri 1960'lı yıllarda TÜRK-İŞ'e bağlı sendikalardan yüzlerce sendikacıyı ABD'ye götürmüşler, gezdirmişlerdi... Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı'nın (CIA) denetimindeki Asya Amerika Hür Çalışma Enstitüsü (AAFLI) 1972 yılından 1993 yılına kadar TÜRK-İŞ'le yakın bir işbirliği içinde çalışma yapmıştı... Amerikan istihbaratının araçlarından biri olan Pathfinder Vakfı da benzer bir çalışma gerçekleştirmişti... Bütün bu yıllar boyunca TÜRK-İŞ'in ülkemizdeki Amerikan üs ve tesislerine karşı sessiz kalmasında bu ilişkiler etkili olmuş muydu acaba?
Bugün misyonerlerin faaliyetleri giderek daha da yoğunlaşmaktadır... Bazı vatandaşlarımızın din değiştirerek emperyalistlerin işbirlikçisi olmasında, ödenen ufak paraların ve Avrupa'da çalışma imkanı vaadlerinin etkisi vardır... Ayda 100 dolara din değiştiren, ayda 200 dolara vatanını kolayca satabilir...
Vatanımız tehdit altındadır... Bugünkü tehdidin kaynağı, ABD ve AB emperyalizmidir... Bu güçlerin elindeki en önemli silah, paradır... Türkiyemizi boyunduruk altına almak veya yok etmek isteyen bu güçlerin dağıttıkları para, bizi içimizden hançerleyecek güçleri veya bizi zayıflatacak girişimleri beslemektedir...
ABD'den, Avrupa Birliği'nden, Japonya'dan, Rusya'dan, Çin'den veya herhangi başka bir devletten menfaat sağlayan kişi ve kuruluşlar tespit edilmeli ve kamuoyuna açıklanmalıdır...
...
...
Siz, hayat süren leşler, sizi KİM diriltecek?
...
...
'Duyguların açıklanabileceği birinin varlığının verdiği huzur ve mutluluğun yitirilmesiyle duyulan burukluk' olarak tanımlanan 2. Bölüm, neşeli ve zarif (Allegro con grazia) tempodadır ve birinci bölümle büyük bir kontrast oluştutur... Alışılmamış ilginç bir ritimle (5/4'lik ölçüde) Çaykovski'nin deyimiyle 'Gözyaşlarıyla gülümseyerek' zarif bir vals gibi gelişen bölüm, daha sonra hafif bir melankoliye bürünürse de yine eski neşesine kavuşur...
...
'Fa yeung nin wa' (2000)
Kar Wai Wong