No.2 - Feuilles mortes (Ölü Yapraklar) : Do diyez minör tonda, 3/4'lük ölçüde, ağır ve melankolik (Lent et mélancolique) tempoda, sonbaharın düşen yapraklarının melankolik melodi çizgisi hem durağan (statik) , hem de hüzünlü armonilerle süslenir... Ağaçtan düşen yaprağın yavaşça yere süzülüşü, 1.Kitaptaki Baudelaire'den esinli 4.Prelüde benzer yapıda işlenir...
6/8'lik ölçüde ve Re minör tonda başlayan 2.Bölüm ağır ve kederli (Largo e mesto) tempoda, ölçülü adımlarla girer... Tema karanlık bas akorlarla belirlenir... Beethoven arkadaşı Schindler'e bu bölümde 'Bir melankoliğin ruhsal durumunu canlandırmak istediğini' anlatmıştır... Bu konuda Goethe'nin Egmont adlı eserini okuduktan sonra yazılan sonatın, Klärchen'in ölümünü yansıttığı da söylenir... Bu Largo bölüm Beethoven'ın bıraktığı en karanlık sayfalardandır...
İğreti de olsa birine kitap vermeği hiç sevmeyen amcam, güzel kadını cevapsız bırakıp, beni bekleme salonundan dışarıya çıkardı... Pembeli madamın aşkından tamamıyla aklımı kaybetmiş bir halde, amcamın tütün kokularına bulaşmış yanaklarından öptüm, öptüm ve o, epeyce büyük bir sıkıntı ile bana bu ziyaretin tafsilâtından evdekileri haberdar etmemem lâzım geleceğini gizli kapaklı bir şekilde tavsiyeye çalışırken, ben ona gözlerim yaşla dolu dolu, minnettarlığımı izaha çabalıyor ve kendisinden gördüğüm iyilikleri bir gün, elbette ödemeye çalışacağımı söylüyordum... Lâkin, o dakikada çok samimi ve çok kuvvetli olan bu minnet duygularım, hakikatta o kadar hafifmiş ki, amcama verdiğim teminatın üstünden daha iki saat geçmeden, annemle babamın yanında ağzımdan kaçıveren birtakım esrarlı lâkırdıları önlemek şöyle dursun, içimde taşıdığım mühim havadisi büsbütün açığa vurmaktan ve o gün başımdan geçen bütün sergüzeşti en küçük teferruatına kadar hikâye etmekten kendimi alamadım... Bu suretle hareket etmeyi daha dürüst bulmuş ve bu yüzden amcamın başına birtakım gaileler gelebileceğini asla düşünmemiştim... Ben, bu ziyarette kötü bir şey bulmadığım için annemle babamın da bunda bir kötülük bulmayacaklarını tahmin ediyordum... Bazen dostlarımızdan biri, ziyaretine girmekte bulunduğumuz bir kadına, cevap vermekte geciktiği bir mektup meselesinden dolayı kendi namına özür dilememizi rica edip de bizim, belki o kadın, dostumuzun bu sükûtuna hiçbir ehemmiyet vermemiştir düşüncesiyle işi açmaya bile lüzum görmediğimiz zamanlar olmaz mı? Herkes gibi, ben de, başkalarının beynini, oraya ne verilirse, hiç tepmeden kabul eden hareketsiz ve pasif bir 'ahize' telakki ederim... Onun için, annemle babamın beynine, amcamın evindeki tanışma hâdisesini nakşederken aynı zamanda, bu hâdiseye dair taşıdığım iyi ve müsbet duygularla, hayırhah tefsir ve mülâhazaları da oraya nakletmiş olduğumu sanıyordum... Lâkin, ne yazık ki, annemle babam amcamın hareketini, benim telkine çalıştığım fikirlerin büsbütün zıddı olan bambaşka prensiplerle muhakeme etmişlerdi... Babamla büyük babam, zavallı amcamla birtakım şiddetli münâkaşalarda bulunmuşlar ve bu münâkaşaların yankıları, dolayısıyla, benim kulağıma kadar gelmişti... Bundan birkaç gün sonra, sokakta yürürken, amcamın bir açık arabada önümden geçtiğini görünce, ona yüreğimi dolduran bütün acıları, minnettarlıkları ve pişmanlıkları bildirmek istedim... Fakat, bu duyguların derinliğini ve genişliğini şapkamı çıkarmak suretiyle vereceğim bir selam nasıl ifade edebilir diye düşündüm; bu kadarcık bir terbiye nezaket hareketi amcama, aramızda geçen ağır hâdiseyi âdeta hiçe saymış olduğum hissini verebilirdi... Bundan dolayı ona bu yarım sevgi nişanesini göstermektense, onu hiç görmemezlikten gelmeyi tercih ettim ve başımı çevirip geçtim... Amcam, bu kaba hareketimi, şüphesiz evden aldığım talimata atfetmiştir... Bunun için bizimkileri hiç affetmedi ve uzun yıllar sonra ölüp aramızdan kayboluncaya kadar bizden hiç kimse gidip onu görmedi...
Ancak Schönberg eski bestecilerden yararlandığını hiç saklamaz... 1931 Şubat ayında yazdığı 'Ulusal Müzik' başlıklı belgesinde şu satırları yazar: 'Hiçbir dış etki altında kalmadan Alman topraklarından fışkırmış olan müziğimle Roma ve Slav hegemonyasına nasıl karşı koyduğumu ve yalnızca Alman müziği geleneklerinden faydalandığımı kimsenin fark etmemesi şaşılacak bir durumdur... Benim öğretmenlerim her şeyden önce Bach ve Mozart olmuştur... Onları da Beethoven, Brahms ve Wagner izler...'
'Bach'tan öğrendiklerim: 1. Kontrpuanlı düşünme; yani kendi kendine eşlik edebilen müzik yazma sanatı... 2. Her şeyi tek bir şeyden yaratmak ve şekilleri iç içe geçirebilme sanatı... 3. Ölçü parçalarının baskısından kurtulma...
Mozart'tan öğrendiklerim: 1. Eş olmayan uzaklıkta cümle kuruluşları... 2. Değişik, yabancı (heterojen) karakterlerin tek bir tema içinde kaynaştırılması... 3. Yan temaları oluşturma sanatı... 4. Giriş ve geçiş sanatı...
Beethoven'den öğrendiklerim: 1. Temaların ve cümlelerin geliştirilmesi... 2. Varyasyon sanatı... 3. Büyük cümlelerin kuruluşunda çeşitlilik... 4. Duruma göre, dinleyeni rahatsız etmeyecek kadar uzun ya da duygusuz ve kısa yazma sanatı... 5. Ritmik figürlerin kendi ölçü sahalarından diğer ölçü sahalarına kayması...
Wagner'den öğrendiklerim: 1. Temaların anlatım bakımından tarzını, gidişini değiştirme yeteneği ve bu amaca hizmet etmesi... 2. Tonaliteler ve akorlar arasındaki ilişki ve yakın uygunluk... 3. Temaların ve motiflerin karşıt tarzda unsurlarla kurulması ve böylece armonileri disonant bir etki yapacak şekilde elde etme olanağı...
Brahms'tan öğrendiklerim: 1. Mozart'tan bilinçsizce kaptığım bazı şeyler: Özellikle cümlelerin genişletilip kısaltılması... 2. Formdaki plastik yapı: Berraklık ve açıklık gerektiğinde tasarruf etmemek; her formu sonuna kadar götürerek tamamlamak... 3. Cümle kuruluşunda sistem... 4. Tasarrufa karşın zenginliğe ulaşmak...'
Schönberg bu yazısına kısaca şöyle devam eder: 'Schubert, Mahler, Strauss ve Reger'den de çok şey öğrendim... Aslında kapılarımı kimseye kapalı tutmadım... Gördüğüm her güzel şeyi -ister başkasında, ister bende olsun- taklit ettim... Aslında özgürlüğüm de bundan kaynaklanır... Ancak bunlara takılıp kalmadım; tüm güzellikleri kendime mal ettikten sonra işledim, geliştirdim ve bu da beni yeniye götürdü... Günün birinde, bu 'yeni'nin eski örneklere ne kadar bağlı olduğunun anlaşılacağından eminin... Öyle bir müzik ki, geleneğin temelleri üzerine kurulduğu için ilerde kendisi gelenek olmaya adaydır...'
No.2 - Feuilles mortes (Ölü Yapraklar) : Do diyez minör tonda, 3/4'lük ölçüde, ağır ve melankolik (Lent et mélancolique) tempoda, sonbaharın düşen yapraklarının melankolik melodi çizgisi hem durağan (statik) , hem de hüzünlü armonilerle süslenir... Ağaçtan düşen yaprağın yavaşça yere süzülüşü, 1.Kitaptaki Baudelaire'den esinli 4.Prelüde benzer yapıda işlenir...
The Socratic Method...
Bir gün sevdiğimi anlayacaksın
O zaman ellerin bomboş kalacak
Beni kaybedecek, ağlayacaksın
Gücüme gidiyor böyle yaşamak
Hasreti içinde hep duyacaksın
Senin de gözlerin hep yolda kalacak
O zaman yalvaran sen olacaksın
Gücüme gidiyor böyle yaşamak
Beklesem saçıma aklar dolacak
Ağlasam gözümde yaş kalmayacak
Unutursam aşkıma yazık olacak
Gücüme gidiyor böyle yaşamak...
The Chordettes - Eddie my Love...
6/8'lik ölçüde ve Re minör tonda başlayan 2.Bölüm ağır ve kederli (Largo e mesto) tempoda, ölçülü adımlarla girer... Tema karanlık bas akorlarla belirlenir... Beethoven arkadaşı Schindler'e bu bölümde 'Bir melankoliğin ruhsal durumunu canlandırmak istediğini' anlatmıştır... Bu konuda Goethe'nin Egmont adlı eserini okuduktan sonra yazılan sonatın, Klärchen'in ölümünü yansıttığı da söylenir... Bu Largo bölüm Beethoven'ın bıraktığı en karanlık sayfalardandır...
You've Got To Hide Your Love Away...
...
İğreti de olsa birine kitap vermeği hiç sevmeyen amcam, güzel kadını cevapsız bırakıp, beni bekleme salonundan dışarıya çıkardı... Pembeli madamın aşkından tamamıyla aklımı kaybetmiş bir halde, amcamın tütün kokularına bulaşmış yanaklarından öptüm, öptüm ve o, epeyce büyük bir sıkıntı ile bana bu ziyaretin tafsilâtından evdekileri haberdar etmemem lâzım geleceğini gizli kapaklı bir şekilde tavsiyeye çalışırken, ben ona gözlerim yaşla dolu dolu, minnettarlığımı izaha çabalıyor ve kendisinden gördüğüm iyilikleri bir gün, elbette ödemeye çalışacağımı söylüyordum... Lâkin, o dakikada çok samimi ve çok kuvvetli olan bu minnet duygularım, hakikatta o kadar hafifmiş ki, amcama verdiğim teminatın üstünden daha iki saat geçmeden, annemle babamın yanında ağzımdan kaçıveren birtakım esrarlı lâkırdıları önlemek şöyle dursun, içimde taşıdığım mühim havadisi büsbütün açığa vurmaktan ve o gün başımdan geçen bütün sergüzeşti en küçük teferruatına kadar hikâye etmekten kendimi alamadım... Bu suretle hareket etmeyi daha dürüst bulmuş ve bu yüzden amcamın başına birtakım gaileler gelebileceğini asla düşünmemiştim... Ben, bu ziyarette kötü bir şey bulmadığım için annemle babamın da bunda bir kötülük bulmayacaklarını tahmin ediyordum... Bazen dostlarımızdan biri, ziyaretine girmekte bulunduğumuz bir kadına, cevap vermekte geciktiği bir mektup meselesinden dolayı kendi namına özür dilememizi rica edip de bizim, belki o kadın, dostumuzun bu sükûtuna hiçbir ehemmiyet vermemiştir düşüncesiyle işi açmaya bile lüzum görmediğimiz zamanlar olmaz mı? Herkes gibi, ben de, başkalarının beynini, oraya ne verilirse, hiç tepmeden kabul eden hareketsiz ve pasif bir 'ahize' telakki ederim... Onun için, annemle babamın beynine, amcamın evindeki tanışma hâdisesini nakşederken aynı zamanda, bu hâdiseye dair taşıdığım iyi ve müsbet duygularla, hayırhah tefsir ve mülâhazaları da oraya nakletmiş olduğumu sanıyordum... Lâkin, ne yazık ki, annemle babam amcamın hareketini, benim telkine çalıştığım fikirlerin büsbütün zıddı olan bambaşka prensiplerle muhakeme etmişlerdi... Babamla büyük babam, zavallı amcamla birtakım şiddetli münâkaşalarda bulunmuşlar ve bu münâkaşaların yankıları, dolayısıyla, benim kulağıma kadar gelmişti... Bundan birkaç gün sonra, sokakta yürürken, amcamın bir açık arabada önümden geçtiğini görünce, ona yüreğimi dolduran bütün acıları, minnettarlıkları ve pişmanlıkları bildirmek istedim... Fakat, bu duyguların derinliğini ve genişliğini şapkamı çıkarmak suretiyle vereceğim bir selam nasıl ifade edebilir diye düşündüm; bu kadarcık bir terbiye nezaket hareketi amcama, aramızda geçen ağır hâdiseyi âdeta hiçe saymış olduğum hissini verebilirdi... Bundan dolayı ona bu yarım sevgi nişanesini göstermektense, onu hiç görmemezlikten gelmeyi tercih ettim ve başımı çevirip geçtim... Amcam, bu kaba hareketimi, şüphesiz evden aldığım talimata atfetmiştir... Bunun için bizimkileri hiç affetmedi ve uzun yıllar sonra ölüp aramızdan kayboluncaya kadar bizden hiç kimse gidip onu görmedi...
...
Henry Purcell - Ten Sonatas in 4 Parts - London Baroque...
Ardıçtandır kuyuların kovası
Suya koyvermiyor da kızın anası
Ardıçtandır kuyuların sereni
Ben severim gel demeden geleni...
...
Ancak Schönberg eski bestecilerden yararlandığını hiç saklamaz... 1931 Şubat ayında yazdığı 'Ulusal Müzik' başlıklı belgesinde şu satırları yazar: 'Hiçbir dış etki altında kalmadan Alman topraklarından fışkırmış olan müziğimle Roma ve Slav hegemonyasına nasıl karşı koyduğumu ve yalnızca Alman müziği geleneklerinden faydalandığımı kimsenin fark etmemesi şaşılacak bir durumdur... Benim öğretmenlerim her şeyden önce Bach ve Mozart olmuştur... Onları da Beethoven, Brahms ve Wagner izler...'
'Bach'tan öğrendiklerim: 1. Kontrpuanlı düşünme; yani kendi kendine eşlik edebilen müzik yazma sanatı... 2. Her şeyi tek bir şeyden yaratmak ve şekilleri iç içe geçirebilme sanatı... 3. Ölçü parçalarının baskısından kurtulma...
Mozart'tan öğrendiklerim: 1. Eş olmayan uzaklıkta cümle kuruluşları... 2. Değişik, yabancı (heterojen) karakterlerin tek bir tema içinde kaynaştırılması... 3. Yan temaları oluşturma sanatı... 4. Giriş ve geçiş sanatı...
Beethoven'den öğrendiklerim: 1. Temaların ve cümlelerin geliştirilmesi... 2. Varyasyon sanatı... 3. Büyük cümlelerin kuruluşunda çeşitlilik... 4. Duruma göre, dinleyeni rahatsız etmeyecek kadar uzun ya da duygusuz ve kısa yazma sanatı... 5. Ritmik figürlerin kendi ölçü sahalarından diğer ölçü sahalarına kayması...
Wagner'den öğrendiklerim: 1. Temaların anlatım bakımından tarzını, gidişini değiştirme yeteneği ve bu amaca hizmet etmesi... 2. Tonaliteler ve akorlar arasındaki ilişki ve yakın uygunluk... 3. Temaların ve motiflerin karşıt tarzda unsurlarla kurulması ve böylece armonileri disonant bir etki yapacak şekilde elde etme olanağı...
Brahms'tan öğrendiklerim: 1. Mozart'tan bilinçsizce kaptığım bazı şeyler: Özellikle cümlelerin genişletilip kısaltılması... 2. Formdaki plastik yapı: Berraklık ve açıklık gerektiğinde tasarruf etmemek; her formu sonuna kadar götürerek tamamlamak... 3. Cümle kuruluşunda sistem... 4. Tasarrufa karşın zenginliğe ulaşmak...'
Schönberg bu yazısına kısaca şöyle devam eder: 'Schubert, Mahler, Strauss ve Reger'den de çok şey öğrendim... Aslında kapılarımı kimseye kapalı tutmadım... Gördüğüm her güzel şeyi -ister başkasında, ister bende olsun- taklit ettim... Aslında özgürlüğüm de bundan kaynaklanır... Ancak bunlara takılıp kalmadım; tüm güzellikleri kendime mal ettikten sonra işledim, geliştirdim ve bu da beni yeniye götürdü... Günün birinde, bu 'yeni'nin eski örneklere ne kadar bağlı olduğunun anlaşılacağından eminin... Öyle bir müzik ki, geleneğin temelleri üzerine kurulduğu için ilerde kendisi gelenek olmaya adaydır...'
...