Genç kadın çalmaz, söylemez, fakat musikîyi severdi... Musikî dinlerken, kendini bütün talihi idare eden bir meleğe bırakır gibi bir hali vardı... Molla Bey onun bu halini hem sever, hem de marazî denebilecek bir hassaslığın neticelerinden korkardı... Bununla beraber, onu derinleştirmekten de çekinmezdi... Ona göre esas olan, zaman dediğimiz şeyi insan ruhunun benimsemesi, bir meyva ısırır gibi, kendi izlerini ona kuvvetle geçirmesiydi... Her türlü saâdet ve felâket düşüncesinin üstünde bir talihin kendisini tamamlaması lâzımdı... Istırap insanoğlu için gündelik ekmek, ölümse sadece bir kaderdi... İkisinden de kaçılamazdı... Asıl dâva, derin bir şekilde yaşamak ve kendi kendisini gerçekleştirmek, ölümlü hayata şahsî bir çeşni vermekti... Genç kadın musikîyi seviyordu... Bu belki onu tüketebilirdi; fakat bu kadar güzel bir şeyin içinde onunla beraber tükenmek mukadderse bundan ne diye kaçmalıydı?
Kaç defa kızı gibi sevdiği gelininin eski bir besteyi dinlerken birdenbire yüzünün değiştiğini, ürperdiğini, yakalanması imkânsız olan bir şeyi yakalamak ister gibi tâ içten çırpındığını görmüştü... Beste bitince bu hal de biter, genç kadın olduğu yerde, âdetâ musikîde erimiş gibi kalırdı... Hakikatte bu erimek kendini bulmak, asıl saâdeti yakalamaktı... İnsan bu kartal pençesini teninde duymadan kendisi olamazdı... Onun için genç kadını ömrünün bu biricik saâdetinden mahrum etmeyi bir kere bile aklına getirmemişti...
...
Bilgi, tecrübe, hikmet, bütün ömrünce peşinde koştuğu şeylerin hiç biri, hattâ her çeşit çehresiyle aşk ona şimdi çok donuk görünüyordu... Atiye'nin, ince kaşlarını kaldırarak, yüzünün mânasını her an değiştire değiştire, sırasına göre küçük kahkahalarla veya dikkatlerle anlattığı havadisleri, mânasız dedikoduları dinlerken kendisini çok ehemmiyetli bir şeyin karşısında, âdeta hakikatlerin hakikatini yakalamak üzereymiş gibi sanırdı... Gerçekte ise, sadece bir güzelliğin, genç bir vücuttan, insan tecrübesiyle henüz yıpranmamış bir zekâdan taşan bir yığın esrarın karşısında olduğunu biliyordu...
Dört solo ses ve koroya eşlik eden orkestrada yaylı çalgılar, fagotlar, trompetler, üç trombon, timpani, org ve - 18. yüzyılda Almanya'da kullanılan - klarinet benzeri, yumuşak sesli bir çalgı olan bassethorn'un yer aldığı eser, Mozart'ın Köchel tarafından düzenlenen katalogunda 626 numarayı taşır... Requiem'in - genel olarak - üçte ikisinin Mozart tarafından yazıldığı, onun Requiem aeternam ve Kyrie bölümlerini tam olarak bitirdiği; Dies Irae'yi Lacrimosa'nın ortasına kadar ve 3. Bölümden Domine ve Hostias'ın önemli partilerinin taslaklarını yaptığı bilinmektedir... Süssmayr ise taslakları geliştirmiş, 4. Bölüm Sanctus, Benedictus ve 5. Bölüm Agnus Dei'yi yeniden bestelemiş; son bölümde ise, girişteki koro partisini Lux Aeterna olarak tekrarlamıştır... 1937'de Köchel kataloğunun yeni baskısını hazırlayan ünlü müzikolog Alfred Einstein (1880-1952) bu konuda, daha Dies Irae'nın Lacrimosa bölmesinin sekizinci mezüründen sonra Mozart havasının değiştiğini belirler, hem de W.Plath'ın yeni buluşundan haberi olmaksızın...
Prelude XXIV is admirably organized... Composed of forty-seven measures, it is divided into two parts by a double bar... From the beginning the soprano and the alto form a duo which advances in the purest writing for two voices to the very end of the piece... This duo is supported by a bass of uninterrupted eighth-notes...
Compare this bass with the violins and alto parts of the duo of the St. Matthew Passion, 'So ist mein Jesus nun gefangen' (fifth measure) . See in the one as well as in the other the continuity of the movement (in common time) , the restlessness, the insistence of the eighth-notes...
And now is it not evident that it is necessary to ease up when one is faced with phrases like those of measure 43 and following, where the collision of harmonies and the accumulation of dissonances really demand it?
The indication andante at the head of the Prelude is Bach's... Likewise from his hand are the largo at the head of the Fugue and the slurs over the eighth-notes of the subject... These slurs make us think of the recitative, 'Ach wer dock schon im Himmel war! ' of Cantata 146, Wir miissen durch viel Trubsal in das Reich Gottes eingehen, at the spot, 'Mein Gott das jdllt mir schwer.'
The Fugue is in four parts, clashing with dissonances of a terrifying beauty... But see, here are the episodes which bring the tender warmth of the conversing voices of the soprano and bass... There are eight, of which the most impressive is the third (measures 17-20) .
It is significant that Bach ends the first book of The Well-Tempered Clavier with a Prelude and a Fugue which have in them the gravity and depth of the Passions...
'Galaxy Express 999' (1979)
Rintaro
...
Mavi bir elbiseyle gelmiştin, gökyüzü maviydi
Getirdiğin rüzgârla ev kokuyordun
Kolun koluma değiyordu, omzun omzuma
Mendilin maviydi, gökyüzü maviydi
...
Dream children...
...
Genç kadın çalmaz, söylemez, fakat musikîyi severdi... Musikî dinlerken, kendini bütün talihi idare eden bir meleğe bırakır gibi bir hali vardı... Molla Bey onun bu halini hem sever, hem de marazî denebilecek bir hassaslığın neticelerinden korkardı... Bununla beraber, onu derinleştirmekten de çekinmezdi... Ona göre esas olan, zaman dediğimiz şeyi insan ruhunun benimsemesi, bir meyva ısırır gibi, kendi izlerini ona kuvvetle geçirmesiydi... Her türlü saâdet ve felâket düşüncesinin üstünde bir talihin kendisini tamamlaması lâzımdı... Istırap insanoğlu için gündelik ekmek, ölümse sadece bir kaderdi... İkisinden de kaçılamazdı... Asıl dâva, derin bir şekilde yaşamak ve kendi kendisini gerçekleştirmek, ölümlü hayata şahsî bir çeşni vermekti... Genç kadın musikîyi seviyordu... Bu belki onu tüketebilirdi; fakat bu kadar güzel bir şeyin içinde onunla beraber tükenmek mukadderse bundan ne diye kaçmalıydı?
Kaç defa kızı gibi sevdiği gelininin eski bir besteyi dinlerken birdenbire yüzünün değiştiğini, ürperdiğini, yakalanması imkânsız olan bir şeyi yakalamak ister gibi tâ içten çırpındığını görmüştü... Beste bitince bu hal de biter, genç kadın olduğu yerde, âdetâ musikîde erimiş gibi kalırdı... Hakikatte bu erimek kendini bulmak, asıl saâdeti yakalamaktı... İnsan bu kartal pençesini teninde duymadan kendisi olamazdı... Onun için genç kadını ömrünün bu biricik saâdetinden mahrum etmeyi bir kere bile aklına getirmemişti...
...
Bilgi, tecrübe, hikmet, bütün ömrünce peşinde koştuğu şeylerin hiç biri, hattâ her çeşit çehresiyle aşk ona şimdi çok donuk görünüyordu... Atiye'nin, ince kaşlarını kaldırarak, yüzünün mânasını her an değiştire değiştire, sırasına göre küçük kahkahalarla veya dikkatlerle anlattığı havadisleri, mânasız dedikoduları dinlerken kendisini çok ehemmiyetli bir şeyin karşısında, âdeta hakikatlerin hakikatini yakalamak üzereymiş gibi sanırdı... Gerçekte ise, sadece bir güzelliğin, genç bir vücuttan, insan tecrübesiyle henüz yıpranmamış bir zekâdan taşan bir yığın esrarın karşısında olduğunu biliyordu...
...
...
Dört solo ses ve koroya eşlik eden orkestrada yaylı çalgılar, fagotlar, trompetler, üç trombon, timpani, org ve - 18. yüzyılda Almanya'da kullanılan - klarinet benzeri, yumuşak sesli bir çalgı olan bassethorn'un yer aldığı eser, Mozart'ın Köchel tarafından düzenlenen katalogunda 626 numarayı taşır... Requiem'in - genel olarak - üçte ikisinin Mozart tarafından yazıldığı, onun Requiem aeternam ve Kyrie bölümlerini tam olarak bitirdiği; Dies Irae'yi Lacrimosa'nın ortasına kadar ve 3. Bölümden Domine ve Hostias'ın önemli partilerinin taslaklarını yaptığı bilinmektedir... Süssmayr ise taslakları geliştirmiş, 4. Bölüm Sanctus, Benedictus ve 5. Bölüm Agnus Dei'yi yeniden bestelemiş; son bölümde ise, girişteki koro partisini Lux Aeterna olarak tekrarlamıştır... 1937'de Köchel kataloğunun yeni baskısını hazırlayan ünlü müzikolog Alfred Einstein (1880-1952) bu konuda, daha Dies Irae'nın Lacrimosa bölmesinin sekizinci mezüründen sonra Mozart havasının değiştiğini belirler, hem de W.Plath'ın yeni buluşundan haberi olmaksızın...
...
Albert Roussel - Symphonies 1-4 (Marek Janowski - Orchestre Philharmonique de Radio France)
http://5temmuz2009.blogspot.com/
- Whose side are you on?
- I am not altogether on anybody's side... Because nobody is altogether on my side...
Satie - Trois Gymnopédies, etc... (Anne Queffélec)
Prelude and Fugue XXIV in B Minor
Prelude XXIV is admirably organized... Composed of forty-seven measures, it is divided into two parts by a double bar... From the beginning the soprano and the alto form a duo which advances in the purest writing for two voices to the very end of the piece... This duo is supported by a bass of uninterrupted eighth-notes...
Compare this bass with the violins and alto parts of the duo of the St. Matthew Passion, 'So ist mein Jesus nun gefangen' (fifth measure) . See in the one as well as in the other the continuity of the movement (in common time) , the restlessness, the insistence of the eighth-notes...
And now is it not evident that it is necessary to ease up when one is faced with phrases like those of measure 43 and following, where the collision of harmonies and the accumulation of dissonances really demand it?
The indication andante at the head of the Prelude is Bach's... Likewise from his hand are the largo at the head of the Fugue and the slurs over the eighth-notes of the subject... These slurs make us think of the recitative, 'Ach wer dock schon im Himmel war! ' of Cantata 146, Wir miissen durch viel Trubsal in das Reich Gottes eingehen, at the spot, 'Mein Gott das jdllt mir schwer.'
The Fugue is in four parts, clashing with dissonances of a terrifying beauty... But see, here are the episodes which bring the tender warmth of the conversing voices of the soprano and bass... There are eight, of which the most impressive is the third (measures 17-20) .
It is significant that Bach ends the first book of The Well-Tempered Clavier with a Prelude and a Fugue which have in them the gravity and depth of the Passions...