Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Tuna Kafkas
Tuna Kafkas

her uçurum; bir ovaya, sevdalıdır...

  • mentör04.03.2026 - 02:12

    kanarız ki biz birbirine yeryüzü ve gökyüzü,
    akarız ki birbirine…,
    ve kanarsın;
    sen, bende bakan okyanus gözlerime,
    ve bir hekim tebessümüne
    ben de…;

    boyu dahi orta yollu, bal lisanlı, serzâkir,
    aç bir martı kadar utangaç, müstağni ve delişmen,
    güleç yüzlü, gül yüzlü ve,
    efkârlı bir göçebe konak ateşinin közlerine inat;
    başına buyruk o heybetli erciyesin,
    doruğundan gelen kar suları kadar,
    coşkulu ve vefa alemi ruhlu ve,
    bir dergâh asudeliğindeki
    vadi kuytularında şırıldayıp duran,
    buz gibi ve içimi doyumsuz,
    kendiyle halvette akan,
    bir ince nakışlı keder deresi…,
    ve sevdalı süreyya gözlerin ışıltısını,
    ne yıldızlardan, ne aydan, ne de güneşten aldığı,
    bir çift buğulu, ve lapis lazuli gözde;
    bütün bildiklerini unutan ve,
    aşkı kendinde kayboluş bilen kalbiyle,
    bu yanık anız tarlası yüreğe
    ve nadasa bırakılmış gariban bir gönle,
    çisil çisil ve ansızın yağan
    bir rahmet olan,
    can/an;

    bir dağ ardındaki cevizin,
    en erişilmez dalına,
    as uykunu kalplerin tabîbi,
    tatlı bir rüya dolsun gözkapaklarına…,

    ey aşk;
    soylu sevdalara yakışmaz
    yalandan kefen giymeler,
    varsın ipil ipil yağsın üstümüze firak,
    nasısa gezinirsin sen bu sakar taşranın,
    gül bahçelerinde sağnak sağnak,
    ah;

  • Eurovision'a Kürtçe bir şarkıyla katılmak04.03.2026 - 02:10

  • diriliş04.03.2026 - 02:03

  • islamda kadın hakları04.03.2026 - 01:59

  • Doğum günüm, bana geldiğin gündür04.03.2026 - 01:58

    ve bir çocuk masumluğundaki bakışlarımdan geçiyordu;
    sak/lan/baç çiçekleri körebesinin köşe kapmacasında,
    uzun eşeğin üstünden ırmakta taş sektirişim,
    elektronik beyin adı verilen bir kasabalı kuzu gibi;
    çelik çomaktan bıkkınken,
    ve micozun kırdığı biricik mavi bilyenin,
    talihsizliğine içerlemiş,
    ve dahası kanatlılar bilmecesindeki bıçak da,
    yağmur erteleri oynan kader çizgisi oyununda
    dar boğaza saplanmışken,
    yine,
    yap/boz/yap memleket haritasında
    yerini bulamadığım uşak kayıpken,
    bir insan anatomisindeki iç organların yeri bile,
    gözü kapalı bulunabiliyordu hayatta sanki artık,
    tekrar, tekrar ve tekrardan…,

    ve belki de panayırda kaybolmuş bir çocuktum,
    tuzlu kocaman gözlerimle ve,
    atlı karınca döndükçe,
    hareleri oyuncak çemberiydi ne malum,

    ve belki mutlu çocuk yüzleri biriktiriyordum,
    yüzümü yasladığım parlak bir yıldızın yanağında;
    zaman, pastasını bir kez daha keserken…,

    derken gök;
    matem giysisini geçirip üstüne,
    tülden siyah örtüsüyle,
    sildi tuzlarını çocuğun gözlerinden,
    ve üfledi mumu…,

  • agah04.03.2026 - 01:55

    ah dünya, nasıl bir rüya bu…
    her gün gördüğümüz,
    yeniden yaşamak dediğin...
    anadan üryan bir yalan gibi serildi aramıza
    nicedir yeryüzü örtüsü...

    salıncağını duaları arasında çoktan unutmuş,
    boşluktaki çocukluğuna bön bön kavuşamayan,
    bir üvey üveyik gibi,
    en mahrem yerleri açıkta kalmış bir maymun gibi,
    avcumuzdan geçen yaşam çizgisinin,
    üstüne savruldu alın yazısı harflerinin külü,
    duydun mu, yönsüzüz...
    kendi ömürlerimizin sahte medyumuyuz,

    ah dostum,
    kaldır yüzündeki küflü tebessümü...
    ki ben gözümü açtığım her sabah
    cam küreme bir yaşam ekleyerek
    eksiliyorum, ey hayat senden...

  • göçebe04.03.2026 - 01:54

    derken, bir varmış bir yokmuş…,
    konuşmaya başladığında söyleyebildiği
    ilk kelime üç harfli ve tek heceli,
    kendi adıymış…,
    biri kırmızı biri de mavi pabuçları varmış,
    dur durak nedir bilmeden,
    büyüklerin aklının bile alamayacağı kadar
    kocaman dünyasında
    ayak basmadık yer bırakmayan,
    okyanus gözlü bir çocuk yaşarmış,
    afacan ve toprak kokulu,
    adı; aşk…,

    ve üstadım,
    alsancak gar camii imamı turcanı bilirsin,
    şimdi kavruluyormuş od/d/a aşktan,
    ki oysa aşkın nâr/ı cehennem olduğu,
    insanlık tarihi kadar eski bir yalandır,

    evrenin görüp göreceği en büyük
    ve tek aşk-ı hakikî olan,
    yaradanla son elçisinin aşkı,
    /k/s/avruk değildir…,
    başa taç, yürek bezeyen ve
    gönle sultandır; aşk,

    kimi duygular vardır,
    aşkımtırak ve dünya metası,
    gelir, geçer, yaşanır, tükenir ve biter,
    tek tük aşklar da vardır ki,
    varı yoğu baştan ayağa hasret,
    ve ışıltılı ilham,
    ve efsunlarla gelen muhabbettir…,
    bütün berheva olacakların üzerinden
    aşkın olan ve ebediyete kavuşacak aşklar
    bunlardır; selam olsun sana ey ölümsüz
    ve asrî aşk…,

    bu arada; hay/hak karagözüm deyip,
    esma/ül hüsnadan iki güzel ismi anarak
    seslendiğinde hacivat arkadaşına,
    güya karagöz de nasıl arifane
    her sözü çağrışımla anlıyorsa,
    işte öyleyiz biz de,
    kendimizden gurbete düştüğümüzdeki,
    her ayrılıkta ve
    aşk; söyle hayata,
    bir gölge oyunundan fazlası değilsin…,

    ki azizim;
    sen benim boş zamanlarımdın dediğin
    ve ben de mesai saatlerimdin dediğim
    günden beri yarım yamalak, kör topal
    bir yaşam kayıp gidiyor avuçlarımızdan,
    el yordamıyla geçiyor günlerimiz anlasana,


  • göçebe04.03.2026 - 01:53

    derken, bir varmış bir yokmuş…,
    konuşmaya başladığında söyleyebildiği
    ilk kelime üç harfli ve tek heceli,
    kendi adıymış…,
    biri kırmızı biri de mavi pabuçları varmış,
    dur durak nedir bilmeden,
    büyüklerin aklının bile alamayacağı kadar
    kocaman dünyasında
    ayak basmadık yer bırakmayan,
    okyanus gözlü bir çocuk yaşarmış,
    afacan ve toprak kokulu,
    adı; aşk…,

    ve üstadım,
    alsancak gar camii imamı turcanı bilirsin,
    şimdi kavruluyormuş od/d/a aşktan,
    ki oysa aşkın nâr/ı cehennem olduğu,
    insanlık tarihi kadar eski bir yalandır,

    evrenin görüp göreceği en büyük
    ve tek aşk-ı hakikî olan,
    yaradanla son elçisinin aşkı,
    /k/s/avruk değildir…,
    başa taç, yürek bezeyen ve
    gönle sultandır; aşk,

    kimi duygular vardır,
    aşkımtırak ve dünya metası,
    gelir, geçer, yaşanır, tükenir ve biter,
    tek tük aşklar da vardır ki,
    varı yoğu baştan ayağa hasret,
    ve ışıltılı ilham,
    ve efsunlarla gelen muhabbettir…,
    bütün berheva olacakların üzerinden
    aşkın olan ve ebediyete kavuşacak aşklar
    bunlardır; selam olsun sana ey ölümsüz
    ve asrî aşk…,

    bu arada; hay/hak karagözüm deyip,
    esma/ül hüsnadan iki güzel ismi anarak
    seslendiğinde hacivat arkadaşına,
    güya karagöz de nasıl arifane
    her sözü çağrışımla anlıyorsa,
    işte öyleyiz biz de,
    kendimizden gurbete düştüğümüzdeki,
    her ayrılıkta ve
    aşk; söyle hayata,
    bir gölge oyunundan fazlası değilsin…,

    ki azizim;
    sen benim boş zamanlarımdın dediğin
    ve ben de mesai saatlerimdin dediğim
    günden beri yarım yamalak, kör topal
    bir yaşam kayıp gidiyor avuçlarımızdan,
    el yordamıyla geçiyor günlerimiz anlasana,

    ah dünya, nasıl bir rüya bu…
    her gün gördüğümüz,
    yeniden yaşamak dediğin...
    anadan üryan bir yalan gibi serildi aramıza
    nicedir yeryüzü örtüsü...

    salıncağını duaları arasında çoktan unutmuş,
    boşluktaki çocukluğuna bön bön kavuşamayan,
    bir üvey üveyik gibi,
    en mahrem yerleri açıkta kalmış bir maymun gibi,
    avcumuzdan geçen yaşam çizgisinin,
    üstüne savruldu alın yazısı harflerinin külü,
    duydun mu, yönsüzüz...
    kendi ömürlerimizin sahte medyumuyuz,

    ah dostum,
    kaldır yüzündeki küflü tebessümü...
    ki ben gözümü açtığım her sabah
    cam küreme bir yaşam ekleyerek
    eksiliyorum, ey hayat senden...

  • bana bi türkü söyle04.03.2026 - 01:52

    Lebkuchen

    çöpe atan dost olsun tek,
    ona yazılmış çileli dizeleri,
    ki çilem; çilemizdi bilirsin,

    kürtaj artığı bir bebeğin,
    cami avlusuna bırakılması anında,
    anasına son bakışıyla başlayan çilesi gibiydi,
    çilemiz…,

    gecelerce bilinci kovan çaresiz acılar gibi,
    yatağa düşüren bir dermansız dert gibi,
    pençesine düşülen ortaçağ vebası gibi,
    bir mevsim boyu çekilen sekerât gibi,
    çilemiz,

    kaç kez;
    kaynar sular indi tepemizden,
    vedalarda kaç kez…,
    son vedamızla kavruldu yıldızlar gökte,
    ki süreyya yıldızı da kaybolunca gözden,
    kulağımıza fısıldanan oldu,
    /artık yine kendinlesin/

    madem gittiğin yere çağırmıyorsun beni,
    ötelerdeki menziline madem,
    yüzüm gelmiyorsa gözlerinin önüne daha,
    anmaz oldunsa adımı ve,
    ve bakaranın iki yüz elli beşinci ayetini,
    okuyup üflemiyorsan artık içine, iç sesinle;
    içinden geçen cankurtaranın sesini de
    duymuyorsun demektir,

    çağrılı olsam da gelemem yanına kendiliğimden,
    ki bak kanıyorum, kan kaybediyorum ben,
    gittiğin yere yeniden gelemez misin ki sen,

    ki acaba dost açmış mıdır umuduyla baktığım,
    elektronik mektup zarfları,
    dilsiz ve lisansız durmayın öyle gücenik,
    inanıyorum ki;
    hasretle yüreğim her sızladıkça,
    bir göğüs kafesi gibi açılacaksınız,
    bugün yarın sımsıcak…,
    değil mi ki,
    yalnızca sonsuza susuzdur bu,
    lebkuchen aşk…,
    ah;

  • bana bi türkü söyle04.03.2026 - 01:51

    Lebkuchen

    çöpe atan dost olsun tek,
    ona yazılmış çileli dizeleri,
    ki çilem; çilemizdi bilirsin,

    kürtaj artığı bir bebeğin,
    cami avlusuna bırakılması anında,
    anasına son bakışıyla başlayan çilesi gibiydi,
    çilemiz…,

    gecelerce bilinci kovan çaresiz acılar gibi,
    yatağa düşüren bir dermansız dert gibi,
    pençesine düşülen ortaçağ vebası gibi,
    bir mevsim boyu çekilen sekerât gibi,
    çilemiz,

    kaç kez;
    kaynar sular indi tepemizden,
    vedalarda kaç kez…,
    son vedamızla kavruldu yıldızlar gökte,
    ki süreyya yıldızı da kaybolunca gözden,
    kulağımıza fısıldanan oldu,
    /artık yine kendinlesin/

    madem gittiğin yere çağırmıyorsun beni,
    ötelerdeki menziline madem,
    yüzüm gelmiyorsa gözlerinin önüne daha,
    anmaz oldunsa adımı ve,
    ve bakaranın iki yüz elli beşinci ayetini,
    okuyup üflemiyorsan artık içine, iç sesinle;
    içinden geçen cankurtaranın sesini de
    duymuyorsun demektir,

    çağrılı olsam da gelemem yanına kendiliğimden,
    ki bak kanıyorum, kan kaybediyorum ben,
    gittiğin yere yeniden gelemez misin ki sen,

    ki acaba dost açmış mıdır umuduyla baktığım,
    elektronik mektup zarfları,
    dilsiz ve lisansız durmayın öyle gücenik,
    inanıyorum ki;
    hasretle yüreğim her sızladıkça,
    bir göğüs kafesi gibi açılacaksınız,
    bugün yarın sımsıcak…,
    değil mi ki,
    yalnızca sonsuza susuzdur bu,
    lebkuchen aşk…,
    ah;

    derken, bir varmış bir yokmuş…,
    konuşmaya başladığında söyleyebildiği
    ilk kelime üç harfli ve tek heceli,
    kendi adıymış…,
    biri kırmızı biri de mavi pabuçları varmış,
    dur durak nedir bilmeden,
    büyüklerin aklının bile alamayacağı kadar
    kocaman dünyasında
    ayak basmadık yer bırakmayan,
    okyanus gözlü bir çocuk yaşarmış,
    afacan ve toprak kokulu,
    adı; aşk…,

    ve üstadım,
    alsancak gar camii imamı turcanı bilirsin,
    şimdi kavruluyormuş od/d/a aşktan,
    ki oysa aşkın nâr/ı cehennem olduğu,
    insanlık tarihi kadar eski bir yalandır,

    evrenin görüp göreceği en büyük
    ve tek aşk-ı hakikî olan,
    yaradanla son elçisinin aşkı,
    /k/s/avruk değildir…,
    başa taç, yürek bezeyen ve
    gönle sultandır; aşk,

    kimi duygular vardır,
    aşkımtırak ve dünya metası,
    gelir, geçer, yaşanır, tükenir ve biter,
    tek tük aşklar da vardır ki,
    varı yoğu baştan ayağa hasret,
    ve ışıltılı ilham,
    ve efsunlarla gelen muhabbettir…,
    bütün berheva olacakların üzerinden
    aşkın olan ve ebediyete kavuşacak aşklar
    bunlardır; selam olsun sana ey ölümsüz
    ve asrî aşk…,