Dostoyevski'nin hayatını değiştiren olay neydi biliyor musunuz? Kendi idam sahnesi... Çar'ın baskı döneminde, arkadaşlarıyla bir sohbet grubu kurmuştu.Yakalandı.28 yaşında idam isteğiyle yargılandı. Mahkemenin sonucunu beklediği gece hücresinden alındı. Ölüm kararı yüzüne karşı okundu. Papaz günah çıkarttırdı. Gözleri kapalı olarak bir direğe bağlanıp, müfreze karşısına geçirildi. 'Ateş' emrini beklerken gerçek karar bildirildi kendisine..Aslında mahkeme 8 yıl hapis vermiş, Çar bunu 4 yıla indirmişti; ama ona ders olsun diye böyle bir gösteri planlanmıştı. Böylece 'ölüm'le tanıştı; oysa bu sefil oyunda asıl keşfettiği şey, 'yaşam'dı.
Stefan Zweig'a göre 4 yıl sonra yaralı parmaklarından zincirleri çıkardıkları zaman sağlığı bozulmuş, şöhreti uçup gitmişti, ama kırık dökük bedeninden her zamankinden daha parlak fışkıran tek bir şey vardı:Yaşama sevinci... Yıl 1942. Brezilya... İnandığı değerlerin bir bir yıkıldığını, yaşamının bir anlamı kalmadığını düşünüp yeryüzü günlerine son veriyor Zweig. Karısıyla birlikte gidiyor ölüme. Savaşlı bir dünyada paylaşılacak bir şeyin kalmadığına inanıyor. Zweig, yaşamını kendi elleriyle ortadan kaldırmadan iki yıl önce, İngilterede böyle bir sonun gelmekte olduğunu haber veriyordu aslında.16 Haziran 1940 tarihli günlüğünde: Hayatlarımız on yıllarca düzelmeyecek, benim önümdeyse on yıllar yok. Olmasını da istemiyorum. Bu satırlardan bir gün önce de şöyle yazmıştı günlüğüne: Neredeyse 59 yaşındayım, önümdeki yıllar korkunç olacak; bu aşağılanmalara niye katlanayım ki? Önümüzdeki yıllar korkunç olacak. diyordu Zweig. Savaşın bittiğini görmeden kendi korkunç sonunu hazırlayıp gitti. Yaşamına kıymasa, belki yıllarca her gün ölecekti, başkaları öldüğü için. Centilmen ve serseri... Ama başkalarının acıları için ölebilecek kadar yüceydi ruhu Zweigın. Kleistın yaşamı için yazdığı gibi o, kendi yaşamından bir şiir yaratarak ölmüştü.
Ve saded: Durumu en iyi anlatan cümle Nietzsche'nindir: 'Hayatı kaybetmenin kıyısına yaklaşanlar, onu daha iyi tanırlar'.
adli bir konu... kendi canına kıymak manasına geliyor.. ama o kadar ilginç bir durum mevcut ki değinmeden edemeyeceğim.. kişi ölürse kurtuluyor...ama ölmez de sürünürse eğer bir ömür boyunca her gün ölümü yaşıyor...
çok suicid vakası gördüm..ilaç içmekten tut..(ki gastrik lavaj yani mide yıkama işlemi berbat bir işlemdir..1metre civarı bir hortumu burundan mideye indiririz ve yıkama işlemine başlarız.) ..tarım ilacı içmekten tut..kezzap içmeye kadar...ki bu tür işlemler öldürmeyebiliyor.. özefagusta yani yemek borusunda ağır striktürlere(yapışıklık ve darlıklara) neden oluyor ve o canım yutma işlemine dahi hasret yaşıyorsun ömrünün geri kalanında..
silahlar ve patlayıcılar..bir tane başarılı suicid görmüştüm.. ama bir tanesi çenesine dayayıp ateş etmişti...kurşun çeneden girip burnun üstünden çıkmış..yüzü parçalamıştı..ama beyin dahil sağlam ve bilinci açık olarak acil servise girdi...elinde dilini tutuyordu geriye kaçmasın diye..ve doktor arkadaş kanları akciğerlere kaçmasın diye aspire ediyordu...şaşkın gözlerle ve ^^beni kurtarın^^ yalvarır bakışlarıyla bakıyordu bizlere....ve ölmedi...yüzü parçalanmış bir şekilde yaşayacaktı bir ömür...
nahoş olaylar...nahoş konular.. olayın dini boyutuysa başlıbaşına bir tartışma konusu... islami inanca göre intihar eden birinin cenaze namazı kılınmaz mesela...
neyse söyleyecek çok şey var ama ben konuyu burada kesiyorum.. çiçek ve böceklerden bahsetmeye devam etmek daha güzel..
Güzel bir çizgi filmdi..iyinin kazandığı çizgi filmlerden... karakterler de ilginçti.. iskeletoru çok severdim mesela.. o zamanlar tıp yazmayı düşünmemiştim daha vesselam..acaba ilham kaynağı mı oldu nedir...:=))
vakti zamanında pokemonlar yoktu tabii... beyblade de yoktu... bizim he-manlerimiz ve hatta sheena larımız vardı...bunlar tüm pazarı işgal ederdi hatta..stickerleri satılırdı sakızlarda bile..alır yapıştırırdık sağa sola...
ha bir de süper-man vardı ki christopher reeve'e aşık olmuştum... sonradan bitkisel hayata girmişti sanırım..rus ruleti oynarken miydi acaba..bir intihar sonrası gelişmişti bu durum sanırsam zannımca... neyse hatlar karıştı galiba... superman aradan çık sen...
ki hala zilleri çalıp kaçmak istiyorduk yarım yamalak aşk kırıntıları tabakta bırakılmış, yazık atılacak bir sevda haritası, hatta el değmemiş delilikler istiyorduk... çocuktuk daha büyümeye direniyorduk, iş toplantılarında -lolipop- zamanlar düşlüyorduk
ama sızıverdin işte... bir avuç yeşil gevrek rokaydık, mayışmamıza bir limon yetecekti... biz garsonu bekliyorduk, sen çıkageldin...
teenage mutant ninja turtles
teenage mutant ninja turtles
nickname(s)
beyninin sağ hemisferi dominant olan kişiler...
ilginçtir...çok zeki ve başarılıdırlar...
HİPOKRAT YEMİNİ
Tıp fakültesinden aldığım bu diplomanın bana kazandırdığı hak ve yetkileri kötüye kullanmayacağıma
Hayatımı insanlık hizmetine adayacağıma
İnsan haklarına mutlak sürette saygı göstereceğime
Bilgilerimi insanlık aleyhine kullanmayacağıma
Mesleğim dolayısıyla öğrendiğim sırları saklayacağıma
Hastanın sağlığını baş kaygım olarak sayacağıma
Hocalarıma ve meslekdaşlarıma saygı göstereceğime
Din, millet, cinsiyet, ırk ve parti farklarının görevimle vicdanım arasına girmesine izin vermeyeceğime
Mesleğimi dürüstlükle ve onurla yapacağıma
Namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.
Hayat'a Dair
Dostoyevski'nin hayatını değiştiren olay neydi biliyor musunuz?
Kendi idam sahnesi...
Çar'ın baskı döneminde, arkadaşlarıyla bir sohbet grubu kurmuştu.Yakalandı.28 yaşında idam isteğiyle yargılandı.
Mahkemenin sonucunu beklediği gece hücresinden alındı. Ölüm kararı yüzüne karşı okundu. Papaz günah çıkarttırdı. Gözleri kapalı olarak bir direğe bağlanıp, müfreze karşısına geçirildi.
'Ateş' emrini beklerken gerçek karar bildirildi kendisine..Aslında mahkeme 8 yıl hapis vermiş, Çar bunu 4 yıla indirmişti; ama ona ders olsun diye böyle bir gösteri planlanmıştı.
Böylece 'ölüm'le tanıştı; oysa bu sefil oyunda asıl keşfettiği şey, 'yaşam'dı.
Stefan Zweig'a göre 4 yıl sonra yaralı parmaklarından zincirleri çıkardıkları zaman sağlığı bozulmuş, şöhreti uçup gitmişti, ama kırık dökük bedeninden her zamankinden daha parlak fışkıran tek bir şey vardı:Yaşama sevinci... Yıl 1942. Brezilya... İnandığı değerlerin bir bir yıkıldığını, yaşamının bir anlamı kalmadığını düşünüp yeryüzü günlerine son veriyor Zweig. Karısıyla birlikte gidiyor ölüme. Savaşlı bir dünyada paylaşılacak bir şeyin kalmadığına inanıyor. Zweig, yaşamını kendi elleriyle ortadan kaldırmadan iki yıl önce, İngilterede böyle bir sonun gelmekte olduğunu haber veriyordu aslında.16 Haziran 1940 tarihli günlüğünde: Hayatlarımız on yıllarca düzelmeyecek, benim önümdeyse on yıllar yok. Olmasını da istemiyorum. Bu satırlardan bir gün önce de şöyle yazmıştı günlüğüne: Neredeyse 59 yaşındayım, önümdeki yıllar korkunç olacak; bu aşağılanmalara niye katlanayım ki?
Önümüzdeki yıllar korkunç olacak. diyordu Zweig. Savaşın bittiğini görmeden kendi korkunç sonunu hazırlayıp gitti. Yaşamına kıymasa, belki yıllarca her gün ölecekti, başkaları öldüğü için. Centilmen ve serseri... Ama başkalarının acıları için ölebilecek kadar yüceydi ruhu Zweigın. Kleistın yaşamı için yazdığı gibi o, kendi yaşamından bir şiir yaratarak ölmüştü.
Ve saded:
Durumu en iyi anlatan cümle Nietzsche'nindir:
'Hayatı kaybetmenin kıyısına yaklaşanlar, onu daha iyi tanırlar'.
adli bir konu...
kendi canına kıymak manasına geliyor..
ama o kadar ilginç bir durum mevcut ki değinmeden edemeyeceğim..
kişi ölürse kurtuluyor...ama ölmez de sürünürse eğer bir ömür boyunca her gün ölümü yaşıyor...
çok suicid vakası gördüm..ilaç içmekten tut..(ki gastrik lavaj yani mide yıkama işlemi berbat bir işlemdir..1metre civarı bir hortumu burundan mideye indiririz ve yıkama işlemine başlarız.) ..tarım ilacı içmekten tut..kezzap içmeye kadar...ki bu tür işlemler öldürmeyebiliyor.. özefagusta yani yemek borusunda ağır striktürlere(yapışıklık ve darlıklara) neden oluyor ve o canım yutma işlemine dahi hasret yaşıyorsun ömrünün geri kalanında..
silahlar ve patlayıcılar..bir tane başarılı suicid görmüştüm..
ama bir tanesi çenesine dayayıp ateş etmişti...kurşun çeneden girip burnun üstünden çıkmış..yüzü parçalamıştı..ama beyin dahil sağlam ve bilinci açık olarak acil servise girdi...elinde dilini tutuyordu geriye kaçmasın diye..ve doktor arkadaş kanları akciğerlere kaçmasın diye aspire ediyordu...şaşkın gözlerle ve ^^beni kurtarın^^ yalvarır bakışlarıyla bakıyordu bizlere....ve ölmedi...yüzü parçalanmış bir şekilde yaşayacaktı bir ömür...
nahoş olaylar...nahoş konular..
olayın dini boyutuysa başlıbaşına bir tartışma konusu...
islami inanca göre intihar eden birinin cenaze namazı kılınmaz mesela...
neyse söyleyecek çok şey var ama ben konuyu burada kesiyorum..
çiçek ve böceklerden bahsetmeye devam etmek daha güzel..
Güzel bir çizgi filmdi..iyinin kazandığı çizgi filmlerden...
karakterler de ilginçti..
iskeletoru çok severdim mesela..
o zamanlar tıp yazmayı düşünmemiştim daha vesselam..acaba ilham kaynağı mı oldu nedir...:=))
vakti zamanında pokemonlar yoktu tabii...
beyblade de yoktu...
bizim he-manlerimiz ve hatta sheena larımız vardı...bunlar tüm pazarı işgal ederdi hatta..stickerleri satılırdı sakızlarda bile..alır yapıştırırdık sağa sola...
ha bir de süper-man vardı ki christopher reeve'e aşık olmuştum...
sonradan bitkisel hayata girmişti sanırım..rus ruleti oynarken miydi acaba..bir intihar sonrası gelişmişti bu durum sanırsam zannımca...
neyse hatlar karıştı galiba...
superman aradan çık sen...
KIZIM BERFİN'E
ki hala zilleri çalıp kaçmak istiyorduk
yarım yamalak aşk kırıntıları
tabakta bırakılmış, yazık atılacak bir sevda
haritası,
hatta el değmemiş delilikler istiyorduk...
çocuktuk daha
büyümeye direniyorduk,
iş toplantılarında -lolipop- zamanlar düşlüyorduk
ama sızıverdin işte...
bir avuç yeşil gevrek rokaydık,
mayışmamıza bir limon yetecekti...
biz garsonu bekliyorduk,
sen çıkageldin...
Y.Erdoğan
KARDİYOLOJİ
kalbim bir etten organ sadece
kalbim yüreğim olur,
sen gelince...
- Yılmaz Erdoğan -
değnekli şeker..:=)