Sen memleket gibisin kadınım
Bir yanın deniz, bir yanın dağ
Bir yanın kanar, bir yanın bağırır
Ama hepsi de içten, hepsi de çıplak
Tıpkı bu halk gibi, tıpkı ben gibi
Güz düştü yüreğimize ilkin
Bir yaprak inceliğinde
Usul usul sarardı dokundukça bakışların
İçimde bir eylül hüznü
Senin ellerinde mayıs çiçeği
Gözlerin hangi mevsimdi hatırlamıyorum
Belki sonbaharın en ince yağmuru
Belki ilk yazın ilk çiy tanesi
Baktığın her şey değişirdi
Bir çiçeğe dönüşürdü taşlar
Ve kuşlar senin dilinden şarkı söylerdi
Özledim seni
İki mert yürek gibi
Bir parça peynir
Bir dilim kavun tadında
Muhabbetini özledim
Kavruk bir öğleyi öptüm
Kan ter içinde
Bir dağ başı gibi yalnız
Ve sırtıma
Bin yıllık yorgunluk yapışmış
Bir yağmur sonrası gel
Toprak kokusu gibi
Islak ama ısrarlı
İçimde senden kalma bir mevsim
Hiçbir mevsime benzetemediğim
Bir gün
Gecenin içine düşersin usulca
Ay ışığı vurur alnına
Yıldızlar dökülür saçlarına
Hayat bir rüyaya çağırır seni
Ve soğuk bir kış günü
Ansızın gelir belki
Bir sabah uyanmamak gibi
Yatağında bir yaprak misali
Kıvrılıp kalırız
Bazen de bir pencereden
Gel, bir daha
Hiç gitmeyecekmiş gibi gel
Otur şu kırık sandalyeye
Bir çay daha içecek kadar zaman
değil mi ömür...
Ölüm
Kıratlar gibi geçmeli
Dağların sırtından
Dimdik
Ve sessiz




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!