Uzaklarda bir deniz,
Bir martı,
Bir erguvan ağacı...
Ve ben,
Hep aynı yerde,
Aynı akşamı yaşarım;
Mevsimi çoktan geçmiş bir gurbet ilanı
Sanki bir kentten göçmek gibi uykularından
Hafızana sığdırdın o bir avuç anı
Aslında bir ömrün darmadağınık geçmişidir
Gitmek
Birden döküldü içimden ağaran boşluklar
Sürgün yemiş mevsimlerden birine
Kırmızıya varan yorgunluklar topladım
Gövdeme sığmayan çağrılarla yürüdüm
Bir yangındı yalnızlığın rengi
Ben Nafiz oğlu Nafiz
Nevi şahsına münhasır biriyim
Öyle havalı laflarım yoktur
Yolunda yorulduğum memleket sevdalısıyım
Arada bir duygularımı dökerim kağıtlara
Kendimce şairim biraz
Herkes uyurken
Geceler beni uyutmadı
Onların rüyaları aydınlık
Benim gözlerim
Zifiri karanlıkta kaldı.
Çiy Taneleri
Her biri bir dünya taşır içinde
Güneş vurunca
Binlerce gökyüzü açılır
yaprakların ucunda
Artık hüzün mevsimidir bu
ayrılıklar bir yaprak dökümüyle başlar.
Rüzgârın hoyratça savurduğu
o sarı umutsuzluk...
Bir zamanlar yeşil bir ümitti dallarda,
şimdi gözlerimde kuruyan bir vedadır.
Bir kadın düşün
Hayatı tek başına göğüslemiş
Hüznü, acıyı, kederi içinde
En güzel gülüşüyle gizleyen bir kadın...
Bir Hülya düşün
Bir incir ağacının gölgesinde başladı yolculuk
Yaprakların arasından sızan ışık
Bir muhabbetlik ömür işte
İki nefes arasına sıkışmış bir cemre düşüşü
Sen göğün kumaşını yalarsın
Ben her söküğüne bir ömür veririm
Gözlerim bir hayal gibi dalar uzaklara
Aklım geçmişi kucaklar hep özlemle
Belli belirsiz anılar, varla yok arasında
Zaman sürgün geçmişe
Rüyalarım parmaklıklar ardında tutsak
Ben ise serserice yağan bir sağanak




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!