İçtim hayatı bardaktan
Lafımı esirgemem, yakarım
Tatlıysa şeker gibi
Ağırsa rakı gibi
Ama içtim dibine kadar
(Torunlarım Demir ve Göktürk'e)
Demir
Adın ağır
Gülüşün hafif
Elini tuttuğumda
(4 EYLÜL 2025 tarihinde yaşadığım kalp krizinin başladığı andan bitişine kadar üzerimde bıraktığı etkileri kaleme almaya çalıştım)
Düşer miydi göğün mavisi
Yüreğimin üstüne çullanır gibi
Düştü
İnsan yağmura da alışır
Güneşe de
İnsan birisini delicesine
Hem de ölesiye
Sevmeye de alışır
İzmir'i anlatmak zor be güzelim
Sen hiç Karşıyaka'da martılara şiir okudun mu
Hadi diyelim okudun
Okurken elin elime değdi mi mesela
O an rüzgarı bile utandıran o an
Senin sadece dostça gülümseyişin
Duygularımın yoldaşı
Söyleyemediklerimi harf harf
Kağıtlara döktüğüm
Hatırlı yalnızlığım
Seninle öğrendim
Geceleri gökyüzüne
Bir çuval yıldız taşırım sanki sırtımda
Vücudun bir çarşaf gibi buruşuk
Uykusuzluğun zihnimde sokak lambası
Düşünceler birer karabulut tepemde
Gözlerim iki ağır kapı
Buz tutmuş zamanlarda
Açan çiçeklerin adıdır yalnızlık
Her bir yaprak ayrı yara
Her bir kök ayrı kavga
Karların altında unutulmuş bir el
Uzanır durur gökyüzüne
Kar bu gece sessizce indi
Çocuk gülüşleri gibi beyaz
Günahı olmayan bir masumiyetle
Kapladı çatıları yolları anıları bile
Ve ben anladım o an
İçimde bir kasım hüznü
Yapraklar sessiz, yerde serili hikayeler
Eski bir şarkının melodisi esiyor havada
Ve ben yine bir kasım'ın ela gözlerindeyim
Dalında bir sarı yaprağın titreyişi
Yorgun bir alev'in son nefesi gibi...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!