Mevsimi çoktan geçmiş bir gurbet ilanı
Sanki bir kentten göçmek gibi uykularından
Hafızana sığdırdın o bir avuç anı
Aslında bir ömrün darmadağınık geçmişidir
Gitmek
Birden döküldü içimden ağaran boşluklar
Sürgün yemiş mevsimlerden birine
Kırmızıya varan yorgunluklar topladım
Gövdeme sığmayan çağrılarla yürüdüm
Bir yangındı yalnızlığın rengi
Ben Nafiz oğlu Nafiz
Nevi şahsına münhasır biriyim
Öyle havalı laflarım yoktur
Yolunda yorulduğum memleket sevdalısıyım
Arada bir duygularımı dökerim kağıtlara
Kendince şairim biraz
Çiy Taneleri
Her biri bir dünya taşır içinde
Güneş vurunca
Binlerce gökyüzü açılır
yaprakların ucunda
Bir kadın düşün
Hayatı tek başına göğüslemiş
Hüznü, acıyı, kederi içinde
En güzel gülüşüyle gizleyen bir kadın...
Bir Hülya düşün
Gözlerim bir hayal gibi dalar uzaklara
Aklım geçmişi kucaklar hep özlemle
Belli belirsiz anılar, varla yok arasında
Zaman sürgün geçmişe
Rüyalarım parmaklıklar ardında tutsak
Ben ise serserice yağan bir sağanak
Bir gün gitti
Öyle sessiz, öyle sade
Ne bir elveda
Ne de gözümde kalacak bir bakış
Sadece gitti
Ve ben orada kaldım
Şimdi biliyorum
Sen bahardın zaten
Gelişinde çiçek açan
Gidişinle yaprak döken
Ben iste bir ağaçtım
Mevsimleri seninle yaşayan
Aslında bahar böyle ansızın gelmezdi.
Bu sene tomurcuklar erken patladı.
Bir pencere açıldı evde
ve o pencereden girdi içeriye
bütün bahçelerin kokusu birden:
yasemin mi, ıhlamur mu, yaban gülü mü…
Gözler gözlerle buluştuğunda
Zamansız anlar yaşanır
Kalpler ince bir pencere açar
Sonsuz maviliklere
Göğüslerde bir kuş çırpınmaya başlar
Usulca




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!