Eskiden bahar vardı,
Şimdi mevsimlerin adı sen oldun.
Kar yağdı mı, sen gelirsin aklıma,
Yağmur yağdı mı, gözlerin.
Eylül sensin,
Nisan sensin,
Eylül akşamları
soğuk bir rüzgar vurur yüzüne
kış geliyor der gibi...
Öyle titrek bakıp durursun etrafa
yalnızlığa demir attım der gibi...
Ey Eylül, sen ki hüznün şairiydin!
Nasıl oldu da unuttun en sadık dostunu
Belki de hüzün, artık sana küstü
Belki de biz onu hak etmiyoruz artık
Ama ben yine de bekleyeceğim
Bir Eylül akşamı hüzün geri gelecek
Bir Eylül akşamıydı
Bütün yapraklar sarıydı
Bütün gökyüzü gri idi
Bütün şehir hüzünlüydü.
Bir tek senin gözlerin yeşil kalan
Bir tek senin gözlerin...
Selam gönül, selam yar
Sen dağ yellerinin ötesinde;
ben su kenarında, sazın sesine yakın.
Gurbet sana dağ kokar, bana dalgalı bir hasret.
Ama bilirim: aynı gök örter ikimizi de,
aynı sabah doğar dağına da denizine de.
Ellerim
başkalarının düşen yıldızlarını
tutmak için açıldı.
O kadar yıldız tuttum ki,
Avuçlarımdan
ışık sızıyor
Bir akşam vaktiydi
Ellerin düştü ellerimden usulca
Gidişin bir yaprağın sonbaharı sanki
Bir yıldızın kayıp gökyüzünde kayboluşu
gibiydi
Avuçlarımda, bir avuç yokluk kaldı
Herkes geceyi siyah sanır.
Yanılır.
Gece siyah değildir;
gece, günün bütün renklerinin
usulca birbirine sarılıp
uyuduğu andır.
Gece herkes uykuda
Farklı rüyaların içindeler
Ya ben?
Yarı uyur, yarı uyanık
Direnirken gözlerim karanlığa
Gece uzun sürüyor sensiz odalarda
Saatler geçmiyor eski yaralarda
Adını koymuşum sessiz duvarlara
Bir sen dönsen dünyam canlanır
Penceremde bekler yorgun bir rüzgar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!