Kadir-i Mutlak’ın o bize hediyesi,
En büyük ışığındır o yüce meyvesi;
Nefsini yenenin de, hürriyetin sesi,
Cumhuriyetimizse ulu can nurudur.
Bir gün, yorgun bir kentin göğsünde
rüzgârı değil, insanın suskunluğunu duydum.
Bir çocuk mendiline güneşi silmişti,
bir işçi, paydos ziliyle yüreğini cebine koyuyordu.
Kadınlar ekmek gibi bölünüyordu sofralarda,
Çünkü Şiir.
Bir damla zaman düşer gecenin kırık aynasına,
Gümüş bir balık gibi halelenir suda yaşanmışlıklar.
Rüzgâr, asırlık dalların parmaklarıyla dokunur panjura;
Kökleri toprağın derinlerinde saklı bir kadim alfabe,
Dağdan gelen o gizli ses
Geceleri beni bulur
Keserim ben bütün nefes
Ruhum onun ile olur.
Dağlar Beni.
Bir amansız derttir kalbimi yakan,
Gözümden sel gibi yaş olup akan.
Aşkın hançerini sineme çakan,
Sırtımdan vurduğun ok dağlar beni.
Darılır.
Yoluna bakmaktan gözlerim yandı,
Dostum hep elinde sevgimi andı.
Ümitler tükendi, hayaller kandı,
Bülbülün dilinde gülüm darılır.
Hasta oldum diye düşme kedere,
Bu can ten kafeste kalıcı değil.
Sabır ilacını sürsen keder'e,
Dert dediğin bizde kalıcı değil.
Değişti...
Samimi gülüşler, şimdi nerede?
Kalmadı içtenlik, artık bu yerde
Tebessüm yüzlere, çekilmiş perde
Bakıştaki mana, gözler değişti.
Değisti...
Eski bir fotoğraf karesinde asılı kalmış
o içten gülüşler
ekmeği böler gibi net
suyu içer gibi berrak.
Yalnızlığın ortasında açtım ellerimi,
gözlerimde geçmişin külleri,
dilimde bin kere tövbe,
ama en çok da suskunluk vardı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!