Güneşi saklayan dumanlı saba,
Gönlümü kül eden nafile çaba,
Sırtımda hırkadır bu eski aba,
Ruhumu çarmıha geren sen misin?
Sen misin uzatan zehri şaraba?
Ruhu satılığa çıkarmış beşer.
Dönüyor bir çark ki dişi kördüğüm,
Hakikat hapsolmuş, yalan gördüğü unm.
Pazara çıkmış bak, her gün övdüğüm,
Ruhu satılığa çıkarmış beşer.
Çocuktum o zaman, dünya bambaşka,
Gönlüm düşer idi ilahi aşka,
Ezan okunurken, tatlı telaşla,
Ayağım gıdıklayan bir el oldu.
Mademki bu kapıdan besmeleyle süzüldün,
Ya al canımı kurtar ya candan aziz bil beni.
Gönül defterlerime silinmezce yazıldın,
Ya kaderin mührü yap ya defterden sil beni.
SADECE...
Her şey ne kadar da basitti aslında;
Bir bardak çay,
pencereden sızan akşam güneşi,
ve radyoda eski bir şarkı.
Şafağın Mührü: Çanakkale.
Zaman durur bir an için,
Ege’nin serin sularında bir dalga durulur,
Gözler ufukta, akıllarda o kutsal yemin,
Yarın günlerden vatan, yarın günlerden namus...
Bak kardeşim,
Yedi tepe üstünde rüzgâr esmiyor şimdi,
Rüzgâr, nasırlı ellerin arasında bir fırtınadır.
Dokuz kere Bismillah, dokuz kez niyaz,
Hasan’ın gönlünde parlar Saf Beyaz.
İda Dağı şahit, rüzgârlar ayaz,
Ustanın dediği yoldur bu dostum.
Sessizce süzülür Madra’dan bir nur,
Ruhuna dinginlik, kalbine huzur,
Kadir-i Mutlak’tan gelince buyur,
Cihana nur saçar müminin özü.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!