Yüzüne yansıyan nur, güneşten nişanedir
Gölgesine sığınmak, aşıka bahanedir
Bu sırrı bilmeyenler, sanır ki efsanedir
Hakikatin yolunu, özünde bulursun sen.
Bu milletin şanına.
Toprak kokar avucunun içleri,
Güneş yakar o yiğitçe düşleri,
Sessiz geçer baharları, kışları,
Alın teri damlar her bir yanına,
Bu Usta.
Saza dokundukça başlar niyazı,
Hakikat yolunda birdir bu usta.
Aşka dönüştürür kışı ve yazı,
Gören gözler için sırdır bu usta.
Siperde bekleyen uykusuz gözler,
Anadolu kokan o yanık yüzler,
Sustuğu vakit en feryatlı sözler,
Sükutta saklanan sırdır bu vatan.
Anamdan doğarken düştüm bu hana,
Akıl sır ermedi oyuna, sona,
"Yürü!" dediler de, saptım bir yana,
Kader, ağlarını ördü bu yola.
BÜYÜK DEDEM ve DESTANI...
Büyük dedem Abdi, şehitler piri,
Toprağın altında bedeni diri.
Asla sönmeyecek Türk’ün bu feri,
Destanla süsledik geçen her anı.
Ey Yüceler Yücesi, ey kalpleri eviren!
Ey zerreye can, kâinata sevgiyle ruh veren!
"Ol" emriyle âlemleri var eden Rabb'imiz,
Kapına geldik, boynu bükük, aciz ve kimsesiz.
İda’nın ufkunda bir beyaz ışık,
Gönül bu sırlara her dem alışık.
Yollar bazen düzdür, bazen karışık,
Hasretle yolunu bu yürek özler.
Ben,
evvelin rüzgârında savrulan bir zaman tozu,
ahirin sessizliğinde donan bir an.
Yürüdüm.
Yunus gibi yürüdüm yollara yalın ayak.
Can Baba.
Alnının teriyle helal aş sunan,
Biz üşümeyelim diye hep yanan.
Yorulup kalbiyle sevgiye kanan,
Gönlünü bizlere seren can baba.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!