Göğüs kafesimde solmaya mahkûm edilmiş bir bahçe var,
Toprağı çatlamış, yaprakları çoktan sararmış ve yorgun.
Sussam; ruhumun duvarlarına çarpar sessizliğin çığlığı,
Konuşsam; dökülen her hece ruhumdan kopan bir parça ağır çamur.
Sen, ufukta parlayan o mağrur Güneş,
Bense peşinden koşan, soğuk ve mahzun Ay.
Aynı gökyüzünde iki yabancı, iki eş,
Aramıza gerilmiş, aşılmaz binlerce yay.
Gündüzleri bir güneşin sıcaklığına sığınırım,
Sesin dokunur tenime, kelimelerin umut verir.
Bizim dünyamızda zaman durur, keder unutulur,
Ama güneş batıp da o kapının önü görününce,
Dünyam tersine döner, kalbim düğümlenir.
Sekiz gündür toprak kokuyor ellerim,
Sekiz gündür annesizim, kimsesizim...
Evdeki her eşya sakin, her köşe sessiz,
Bir ben bu koca boşluğun içinde nefessiz.
Aynada solan bir ömrün yorgun telâşı,
Ağustos sıcağında içime düşen kışın ayazı.
Bugün tam iki yıl on ay olacaktı, sevgilim;
Parmak izinin sindiği bu ev, şimdi ayrılığımızın mezarı.
Sen, her kelimesi yalanla örülmüş o masal sarayını yıktın,
Ben, o enkazın altında hem seni aradım hem kendimi.
Gönlümün çıkmaz sokağı, en kuytu köşesi,
Herkes geçer de, sen kalırsın orada.
Bin dert olsan sırtımda, bir dünya yükü;
İnan, değişmem seni sahte bir huzura.
Kordon’da güneş devrilir, denizin ufkuna,
Bir şehir boyanır boydan boya, senin yokluğuna.
Saat Kulesi durmuş sanki, zaman geçmek bilmez,
İçimde bir haykırış var ki, sağır gökler bile işitmez.
Saat Kulesi’nde durmuş zaman,
Yüzümde imbatın serin telaşı.
Sanki bütün martılar adını fısıldıyor,
Kordon boyu, gözlerimin tek uğraşı.
Bir tohumun çatlayışındaki o sessiz sancı,
Bir anne gülüşünde saklı, dünyanın tüm ilacı.
Gözlerinde hem fırtına dindirir hem güneş açtırırsın,
Sen ki, çorak kalplere bile bahar saçırsın.
Avucunda simsiyah bir dert yığını,
Sana aldığım Oltu tesbihi,
Çektikçe her bir imameye vuran ahımı,
Zaman, merhametsiz bir rüzgâr gibi çaldı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!