Zehirli bir sarmaşıktı ruhuma doladığın o arsız ellerin,
Gözyaşımı şerbet diye içen, o karanlık ve doymak bilmez nefsin.
Beni kendi uçurumunda, zorla tuttuğun o kuytu dehlizlerden,
Güneşi içerek çıkıyorum bugün; geçtim artık senin sahte devrinden.
Gözlerindeki o küçük kıvılcım, bir mum alevi gibi titrerken,
Benim içimde şehirler yanıyor, gökyüzü küle kesmiş.
Senin avucundaki o sızı, bir iğne ucu kadar dar,
Bense dipsiz bir uçurumun kıyısında, yankısız kalmışım.
Göz kapaklarımda asırlık bir uykunun sisi,
Göğsümde kopmayı bekleyen o acı nefes…
Dünya koca bir gürültü, kalbimse kimsesiz bir ada,
Yorulmaktan öte, tükenmiş bir ses.
İçimde kopan fırtınanın adı yok,
Giden gitti ama geride kalan canın acısı dinmiyor.
Ağlayan talihim inadına yüzüme gülmüyor,
Gözyaşlarım içime akıyor, kimse görmüyor.
Omuzlarında dünyanın kadim yorgunluğu,
Gözlerinde feri çekilmiş bir akşamüstü sessizliği.
Parmak uçlarında kırık dökük hayallerin tozu,
Sanki her adımı, bitmek bilmez bir yokuşun izi.
Dünyanın tüm dertleri birikmişti alnındaki çizgilerde,
Bakışları sönmüş bir kandil, sesi boğulmuş bir çığlıktı.
O adam, kendi karanlığının kuyusunda çaresizce beklerken,
Geldin sen; ellerinde güneş, dilinde merhametle.
Parmak uçlarımda sönmüş bir sigara,
Son dumanı ciğerimden değil, ruhumdan salıyorum.
Seni uğurlarken o griliğin içinde,
Aslında kendi esaretimden iyileşiyorum.
Kanatlarımda zamanın küle dönmüş hâtırası,
Her tüyümde bir hasret, her zerremde bin sızı.
Güneşe aşık değilim, ben yaranın aynası,
Küllerimden gül toplarım, gizleyerek alazı.
Karanlık bir kuyuydun, sesimi yutan o derin boşluk,
Ne bir fener yaktın yoluma, ne de bir tutam umut.
O kapkara delikte yankılanırken sessiz çığlığım,
Sen, bir yabancı gibi izledin; bense kanadı kırık bir kuştum.
Gözlerime bakarken kurduğun o düşler,
Meğer bir tiyatroymuş, sahnen bitti artık.
Huzur diye sunduğun o sahte gülüşler,
Ruhumda derin bir yaraymış, anladım artık.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!