Sessizce çekildi dünya kıyılarımdan,
Bir veda cümlesine sığdı koca bir şehir.
Gözlerinde bıraktım en aydınlık sabahı,
Şimdi içimde bitmek bilmez bir nehir.
Fırtına dindi, sustu o hırçın rüzgar,
Bak, ruhumuzun kıyısında şimdi çiçekler açar.
Hani o göğsümüzdeki ağır taş vardı ya,
Bir gülüşünle dağıldı, binlerce kuş olup uçar!
Dışarıda sicim sicim bir keder boşanıyor gökten,
Ben zaten hep o gri bulutların altında bekledim.
Yağmurun sesi teselli olur sandım şu yorgun kalbe,
Oysa ben sevdikçe eksildim, verdikçe tükendim.
Kendi sesinin yankısından bir dünya yarattın.
Olmayan taşlarla ördün o yüksek duvarı,
Beni o duvarın ardına, hiç işlemediğim günahlara attın.
Yoruldum artık her sabah hayaletlerinle savaşmaktan,
Senin zihnindeki "ben" ile gerçek beni tanıştırmaktan
Dışarıda gece, simsiyah bir pelerin gibi örtmüş şehri,
Sokak lambaları, karanlıkta sönen umutlar gibi titrek.
Derken bir yağmur başlıyor, gökyüzünün gözyaşları misali,
Her damla, toprağa kavuşan yorgun birer yolcu sanki.
Diz çöktü şafağa içimdeki sızı,
Dokunmayın bana, bugün efkarlıyım.
Gömüldü toprağa ruhumun yıldızı,
Kendi yangınımda saklı, mühürlüyüm.
Yürek yanıyor, sönmüyor ateşi,
Sanki bir kül yığını göğsümün kafesi.
Penceremde dinmek bilmez bir yağmur,
Sanki bulutlar ayrılığın yükünü taşıyor.
Toprak kokusu odaya dolarken ince ince,
İçimde bir özlem, sığmıyor hiçbir yere, taşıyor.
Sevmek helaldir, bir çeşmeden su içer gibi,
Karşılıksız, sessiz ve derinden...
Kendi içindeki yangına razı olmaktır bu,
Kimseye yük olmadan, geçip gitmek yerinden.
Bir avuç kum gibi dağıttın beni,
Hangi köşeye tutunsam, elinde kaldım.
Oysa ben seni göğsümde bir gökyüzü sanmıştım,
Sen ise beni sadece fırtınalarda hatırladın.
Gidişinle devrildi içimdeki o koca çınar,
Her dalında bir anı, her yaprağında sitem var.
Terkedilmek değil de asıl canımı yakan;
Göz göre göre yalanlara sığındığın o duvar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!