ölü sarnıçların köşesinde durdum
dokundum neme dokundum küfe
baktım sararmış yüzlere marazlı çıbanlara
ağzı yamuk ensiz duvarlar kardeşliği gibi
uykuda olan ruhlara
unutamamak
ruhu yıkan deprem
sevda ne bitirim çile insani lime lime eden
hasret küçücük bir anıyla
kıvılcım kıvılcım
elvadası bol
günlerin ağırlığında zaman
geride kalanlara el sallayan bir bulut hafifliğinde
tüm vedalar
boğazımda güzden kalan kronik gıcık
kaşındıkça ses tellerim bir hırıltıyı
andırır
boğulur nefesim
uykunun dar sokaklarından düşen
tüy kadar hafif rüyanın sıcaklığı yastığımda
yalın ve sade işlemesiz bir yorgan misali
hiç incitmeden sararken zihnimi
yürüyorum fantastik bir ormanın ince patikalarında
nakış nakış işlendi ruhum rüzgârlara
alıp götürdüler beni dağların uç noktasına
teli kırılmış bir saz gibi bıraktılar uçurumlara
sesi soluğunu yitirmiş bir güz gibi bıraktılar
kışa teslim
eskiden
güvercin gözlü evlerin sevilen kedileri
ruhu duru akşamların şiir okunan saatleri
elleri toprak kokulu masal tadında insanları
leylak renkli mevsimlerin bahar çiçekleri
rüzgâr üfüren tepelerde bir papatyanın
bir zamanlar tarla kuşu sohbeti olurdu ağaçların
bir zamanların sedirleri olsaydı şimdi
bugünkü koltuklarla yarışırdı
bense bugünkü aklımı eskisiyle değişmem
kırmızı elma yeşil erik
ah! ne hoş renklerin uyumlu kontrastı
rüyalarda gezinir yalın ayak kopuk düşler
düşlerin kırık aynasından sarkar
ıslak melodiler
yağmurlarda ıslanır
bazen gözyaşlarıma karışınca
mühürlüdür bazen hayatın ağzı
bir türlü sır vermez arzularımı yerine getirmez




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!