zamanı erteleyemenin ağırlığı ne zor
alışmak nasıl kutluysa ayrılık o kadar yıkıcı
vakti gelmişse lanetlemenin gereği yok
rengi soluk günlerin eteğinden sıyrılıp
dargınlığı öteleyip kaderin ellerine
teslimiyet şart
yıllar önce dokunmuştun kalbime
hâlâ sesinin rengini yüzünün albenisini hatırlarım
gözlerinin elâsında yıkanan yeşilin her tonu
alır götürür kalbimi aşka
sustu yüzünün lalezarları
inceldi kaşlarının mor kavisi
uzun uzun yollar döşedin
gamzelerinin turna gözüne
boş bir sözü sen düşürdün
dillere
minaresi lavantadan yapay şehirler
körpe kanatlarında ılıman iklimli güneş
orada herkes yoluna yolculuğuna sahip çıksın
kendini ay’ın toprağında yaşayan zümrüdüanka sanma
ve rüyanın içindeki tilkinin sivri dişlerine de sahip değilsin
şuurunu kaybetmiş zamanların üfleyişlerine
uzun yıllar geçti
içimde binlerce fay kırığı
artık hiçbir deprem yıkamaz
hiçbir ölüm beni öldüremez
tanrı
ruhu kemirgen gölgesi çoğul dünya
ütopik düşünceler üreten zihnine hiç destek olmuyor
zamanın iltihaplanan midesinden geçiyor mevsimler
günbegün çürüyen bedenine yazık leyla
üstünde onlarca zehirli sarmaşık
binlerce asalak nasıl da iştahla
eyvân -ı perişan
günlerin geçidi var solumda leylan
yanık bülbül gibi avazı titrer zamanın
ah! ab-ı kevseri kurumuş öz bağının
biteviye gam döker vefası
kıt hatıralar
aklına su serpiştirilen zamanın
ah ! ikircikli halleri yokuş aşağı koşuyorsun
sislerin içinden geçiyor güneşin ıslak adımları
nazlı bir kelebeğin kopmuş kanadının dramatiği sızlatıyor
asırlık ağaçların devleşen öyküsünü
"insanların kanatları yok -İnsanların kanatları yüreklerinde"
Nâzım Hikmet Ran




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!