gelişin gidişinle ne değişti
mevsim geçişlerinde sonbahar - ah! yine kurudu zambaklar
kör bir sabahın alaycı kuşlarının ötüşünde kalmış avazın
teninin kokusu bulaşmış rüzgârların
miskin mırıltısına
gün eskiten nemli duvarlara
gecenin kolu uzar birazdan
ayrılığın gür sesi yankılanır
sağır aynalara
gökyüzü aynasından ince ince sızıyor damlacıklar
her damla bir dokunuş her damla bir söz
yarım kalmış bir mutluluk
kırık umut
gök içini boşalttıktan sonra
ışıl ışıl tüm yapraklar ve kır çiçekleri
sanki ölümle doğum arası renkli
masalların hüzünlerini
yıkadı
evren
kötülük ve hainlik silinsin zamanın iğneli çarkından
gözü kapalı düşsün canavarlar toprağa
üzerleri kireçle örtülsün
mikropları bulaşmasın suya havaya
koşmakla yürümek arası adımlarım
rüzgârların eteğinden yağmurlara tutuldum
önce saçlarım sonra yüzüm sonra ruhum ıslandı
şıpır şıpır ıslanmış kaldırımların çatlak seslerinden
melül şarkılar türeten sokaklar heyecanlı neşeli
bense üşümüş ıslanmış karanfil
aranıyorum
yükseklerden yavrusunu düşürmüş kuzgunlar gibi
hayat sen ışıl ışıldayan cevahir yakut değilsin
tam tersi kokuşmuş küflenmiş
bir köşeye atılmış
armut gibisin
ah! efendim
ince sızılara gark eden
dertlerimin ezeli, acılarımın piri
elvan çiçekleri kurutan
dil-nişinim, dil-âvizim
gel!...gel beri!...
uyandı gün
açtılar gözlerini altın rengine banmış mimozalar
sırt sırta vermiş başı dumanlı dağlar
fısıltı dilinde bir türkü tutturmuş
yelkeni yırtık rüzgârlar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!