limon çiçeklerinin kokusunda kaldı sevda
gezer zihnimin deliliği dağların tepelerinde
fısıldar rüzgârlar hasreti en sıkıntılı anlarda
gözü kapalı açılır üstü kapanan yaralarımın
kanayan bir ırmağa döner gözlerim
gözyaşım olmadan akar oluk oluk
peri çemberlerinin
daireselliği gibi seviyorum seni
en elverişsiz zor zamanların içinde
çölleşen ruhumun efsunlu kitabesinden
içime doğan ay ışığı gibi
bahçede puslu tozlu ayvan
geçip giden günlere yanık özlemlere eyyam ola
dilleri dargın güllerin ahına yaban hoyrat bir el bülbül
ruhumdan yüzüme gözüme çarpan soğuk damlalar
kalbimi sızlatıyor aşkımı incitiyor aşkımı dağlatıyor
uçup giden sensiz çılgın vakitlere kırgın
istikamet düş tarlasında mor sümbüllere
uygun adımla marş marş
uzun ve kısa günlerin
çile kapısından
ışık hızında
hava gibi
selfie çeken bir aynanın kırıtışı gün
aynalar hüznü napsın gösterişi albeniyi sever
bu yüzden boş verdim her şeyi
kederlerin buruşuk eteğini katlayıp
katlayıp ütüledim
her şey eskir biraz
her duvar kendi sarmaşığını öper
çürümüş tahta kokusunu yayar rüzgâr
gecenin esmerliğine kıvrılır uyur kedi
kaytan bıyıklarında ince titreşim
huzurun damgasını vurur
var’dan geldim yoktayım
yerle gök arasında şavkıyan yanan sönen çıralar gibi
yana yana söne söne
titreşiyorum
aşk mı insanı öldürür
yoksa insan mı aşkı ismail
.......
aşk da nazara gelir
ruhu donmuş bir dünyanın içinde
kapılara çarpa çarpa düşüyor güvercinler
buzdan sarkıtlardan akıyor kızılca kan
sokaklar evler bir başına unutulmuş
savaşlardan arta kalan dili yanık yalnızlık
un ufak olmuş metropollerin ağzından




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!