ey!...
çılgın efkarın müphem sesi
ak düştü bak gecenin saçlarına
sakladım kendimi bir kitabın sayfasına
ay görmedi hiç yıldızların haberi olmadı
zehirli bir sarmaşığın kolları sardı bedenimi
harmonik dalgaların geriliminde zaman
yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal
yuvarlanıp gidiyoruz kimsesiz taşlar gibi
periyodik değişimlerin içinde
dünya fazında
tütsülenmiş bir noktayım camlarda
buğulu bir göz bir ağıt adım unutulan şiirlerde
dilim uzun elim kısa yine de
ıssızlığı tutup çekebildim
yakasından
duvarı aşınmış
bir kapının yıkık yüreğinden geçiyor kör ışık
ömrü çatlamış karanlığın dudağında üşengeç gölgeler
bîzâr olmuş sevdanın çatısından havalanıyor uykulu
yarasalar
ah! günün solan saltanatı
geceyi zerk et zamanın koynuna
usul usul içime kıvrılan keder
alıştım nasılsa yorgan döşek yatmaya
acının tozlu patikalarına koşmaya
üflensin ney çalsın sazlar
güzdür eser
yağmurdur yağar
........
rüzgârların önünde depdebeli kumru cilvesi
yok mu o kızıl kızıl yaprakların
şuh dansı
uçurumun dibine ittiler
orada kırk gün kırk gece uyudum
aradım ruhun yollarını kalbimi sustururken
sükût havalarında
geldi üzüm mevsimi
sıcaklar peşimde karanfil
serin bir gölge gördüm gölgenin içinde
uyku uyusam mı gündüz gözüne
bilemedim
dünü yine dudağından ıskaladı gün
rüzgârların önünde dağılan bir gölgeyim
güneş açsa inan yeniden var olacağım
bir ağacın dibinde ya da bir korkuluğun
önünde
yağmuru bereketlendiren kısa gün
kurumuş bir zambağın cumbasında uyuyan rüzgârlar
göğe kanat olan kuşların ıslandığı körpe çamlar
ketum bir sessizliğin ipini çeken
eskimiş boyası dökük
tahta pervazlı nazlı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!