sedir ağaçlarının çıplak hışırtısında geceler
esse rüzgârlar incinir yapraklar ince dallar
her adımbaşı yalnızlık yol uğrağı hüzünler
el değmemiş cefaları doğurur
kör zindanlar
salı sallandı
yüzyılları eskitmiş dağlar ikiye ayrıldı
çoğul sancıları yüklendi saatin tik takları
uykuda mısın anne ?
bulutların dil yaresidir yağmurlar
vakitli vakitsiz inerler sağanak sağanak
var olabilmenin zorluğunu yaşatırlar
vicdanın aklın özgürlüğün inişli çıkışlı
zor kıyamlarında
dağınık zamanların giriftarı rüzgârlar
yağmur biriktiren mevsimlerin
zamansız dökülüşü toprağa
göğümü bulandıran
dağınık zamanların giriftarı rüzgârlar
yağmur biriktiren mevsimlerin
zamansız dökülüşü toprağa
göğümü bulandıran
yaşamak
kömür gözlü bir turnanın seherde
ağaçların dallarında kınalı ötüşüdür sonra göğe
uçuşudur mutluluk
içinde camdan atların koştuğu karanlığı kim çağırdı
sayılı günler sayılı saatlerde neydi neyin habercisiydi
gök yarılıp düşünce geceye altında kaldı bahçemin ulu çınarları
çatırdıyor tavan arası tutuştu kuşlar alevlerden haberi yok masal perilerinin
ah! kızıl kıyamet fırtına
safran sarısı bu göç yolları
şimdi çoğul açar kasırga gülleri
uğultusu can yakar yıkar dağları
pencere açıktı
ayaktaydı sokağın gürültüsü
sebzenin türlüsü gibi seslerin türlüsü de vardı
işveli cıvıl cıvıl ince kibar kaba kalın kırgın
sanki tıkalı ağızlarının fermuarı çözülmüş gibi
durmadan konuşuyorlardı
uyduruktan bir dünyanın asma katından
kırmızı balonlar uçuruyorum sana İsmail
kanatlarımda gümüşten sırça gagalı leylekler
sana çoraplarımın çizgili ucundan fantastik
senaryolar uyduruyorum
hazır mısın




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!