sabahın seherinde
almış eline sazı yusufçuk
"yusufçuk yusufçuk" diye şakırken
tüm tekmil kuşlar çerezlik korusunda
neşeli coşkulu şenlikler
dünya’ya başkaldıran
yüzünün altın oranına dokununca ipeksi rüzgârlar
düpedüz kımıldanır aynalarda nazlı siluetin
ben seni ta uzaklardan hayal ederim
dağınık kaşlarının arasından geçerken zaman
ayağını sürüye sürüye usuldan
seni bırakır geçer
boğuk seslerin
yaralı konçertosu kulakları tırmalayan
ne yana dönsem o yanda yıkık kalplerin
yüz çözünürlüğü
ederi kaç para dertlerin
kaç gram acının ağırlığı
kaç bülbül ağıdı kaç gözyaşı
gülün yanağındaki çiy damlası
sarı etekli efkârı giyinmiş gün
sıtmaya tutulmuş ağlak bir kemanın inletisinde şehir
geride kalmış ormanların yitiğinde göçmen kuşlar
dudağı uçuklamış hayatın ıslak yüzünde kabaran irinli kaos
cehennem zebanilerinin kol gezdiği ıslak kaldırımlar
düşlerimizi toprağa gömen vakitler
üzerinde
yağmur zıplatan çatıların şımarıklığında zaman
bizlerse yere düşüp dudak patlatan çocuğun
ağlamaklı gözlerinde sürünen
ölümlüler
çiçek bozuntusu marazlı düşlerin epriyen yüzü
aşkınsa tekrarı boş avuntular resitali
her şey antik bir kuyunun
tarihe küsen kesif kokusu
silinmiş ne varsa
kuru bir kalabalığın
ruhunu emdiğini
sanal alemde gezmeninse
bir rüya kadar aldatıcı olduğunu
ne zaman anlayacaksın
“İnsana ölmeyi öğreten
aslında yaşamayı öğretiyordur.” – Montaigne
.......
bazı ruhlar hiç yok olmaz
onlar rüya ve gerçek arasında uçarlar
bazen öyle yükselir bazen öyle alçalırlar ki
bir yıldızın aksinden düşüp
bir uçurum ağzından
doğarlar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!