titreşimi
baskın dağınıklığın ortasında beli ince köprüler
debisi yükselirken suların gök üstünde yürür bulutlar
küf atan yüzümdeki karıncalanmış çizgileri kutsayan yıllar
bakın acımadı ki hiç vurgun yiyen dallarım
cayır cayır yanan gözlerim
belki yıllar öncesi
belki yüzyıllar öncesi
bir rüyaya yeniden doğmak isterdim
ama hiç tükenmemiş hiç silinmemiş gibi zamandan
ruhumdan geçen gömülü bir cennet ya da
boynumda dizili gerçek incinin
uykudayım
........
anesteziyle uyuttuğum
dertlerle koyun koyuna yatıyoruz
fakat bir türlü rahat bırakmıyor felek
uyandırıp uyandırıp falakaya
gölgelerin canı cehenneme
ışığın harelerinde o büyülü kıvılcım
aynalarla sevişir oynaşır mı?
oy! narinim
ışığın nuru düşer mi yaslı gözlere
her sırrın ruh perdesi aydınlanır mı gönüllerde
bir koru ayazı sırtımda üşüyor
yine de ağaçlara çiçeklere merhaba
ne kadar yavaş yürüsem de
çare olmuyor yol
tükeniyor
üst üste katlanıyor yıllar
kör topal ağlayarak geçiyor günler
tükenmiş zamanların çetelesini tutan zihin
öfkelenme sinirlenme derdin ne
uçup gitti gidenler geride kaldı her şey
hiç kimse kalıcı değil
oturdum balkonun sarmaşık köşesine
akşamın serinliği çöktü üzerime
onunda yalnızlıktan dili şişmiş
ee... napalım muhabbetin belini
kıralım istedim
"Ne şair yaş döker ne âşık ağlar tarihe karıştı eski sevdalar."
F. N. Çamlıbel
sabahın serin yeşil buğusu çimlerde
yalçın kayaların
umursuz duruşu gibi öfke
ellerim hoyrat kasırga çiçekleri
ellerim panjurları çarpa çarpa yürüyen rüzgâr
gözyaşlarım odadan odaya dolan yağmur bulutu
dokunsa parmaklarım maazallah




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!