siyahi gecenin gevrekliğine bakmadan
gündüzün gökkuşağına alalandı zaman
çok evvelinde genç bir kadındı annem
şefkatin sıcaklığında ellerinin ipeğinde
besler büyütürdü sevgiyi
ruh çiçeklerimi kuruttu zaman
en zoruydu bu belki
bedenimde bunalan ölü bir yıldızdım
öyle ki ne yeryüzü ne de gök
yoktu ki vatanım
sadece zamanını doldurmaya çalışan
ömrün beyaz çöllerinde aklanıyor kurak mevsimler
rüzgârın nefesinden yeşil bir kurdele gibi uçuşan hayat
gerçekçi olamadın hiç gölgemle oyun oynayan zaman
bozuk para gibi yaşanan aşkları tedavülden kaldırırken
su gibi harcadın o güzelim yılları
kasırga sebillerinin çoşturan ayağından geldim
gölge çiçeklerinin aynasından kovulmuşlukla
bulutlardan sulu sepken gökler boşaldı üstüme
kasımın yırtık eteklerinden kırçıl sığırcıklar
uçuştu avuçlarıma
sonu gelmeyen bir yoksunluğun
gözbebeğinin iris çiçeğine çizilen
her can her soluk
bir sonsa
kalubeladan beri dağ taş dememem yürürüm
üzerimde yırtık cepken sağı solu yamalı
sırtımda kıl heybem içi boş dibi delik
nalınlarımda eski zaman gün tıkırtısı
kollarım kırık s e m a z e n pervanesi
yanar yanar varır k o r a düşer
sevgili ruhum
mecalsiz dermansızım
bedenim gitgide tefessüh halinde
yaşamla ayrışım eşiğinde
dudağı pas tutmuş zamanın elinde
ölüm geçitlerinde ah!!...
laçkalaşmış hüzünlerin
kırık çanağında mayalanan
ağzı yanık depresif zaman
sevinçten muaf
-Tanrım
kalbimin saklı kıyısına yığıldı sakalı ağarmış bulutlar
-Tanrım
ufalanan dolap kapaklarından sızıyor zaman
sakalı ağarmış bulutlar gibi yığıldı eski mermere
kurumuş portakal kabukları kokuyor tezgah
büzüşen kemiklerimi sızlatırken bu yokluk




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!