kalubeladan beri dağ taş dememem yürürüm
üzerimde yırtık cepken sağı solu yamalı
sırtımda kıl heybem içi boş dibi delik
nalınlarımda eski zaman gün tıkırtısı
kollarım kırık s e m a z e n pervanesi
yanar yanar varır k o r a düşer
sevgili ruhum
mecalsiz dermansızım
bedenim gitgide tefessüh halinde
yaşamla ayrışım eşiğinde
dudağı pas tutmuş zamanın elinde
ölüm geçitlerinde ah!!...
laçkalaşmış hüzünlerin
kırık çanağında mayalanan
ağzı yanık depresif zaman
sevinçten muaf
-Tanrım
kalbimin saklı kıyısına yığıldı sakalı ağarmış bulutlar
yalnızlık nasıl büyür
önce kendini unutan biri bilir
duygu iflasının hazinesinden
geçene sormalı geceyi
ve flu renkleri
geçip gittiyse ölüdür dün
artık hatıralarda tüm yaşananlar
yeni bir serüveni muştulamaktır gün
asıl mesele ne dünde kalmak
ne yarına mutlanmaktır
an'ın hakkını vererek
mavi gök pembe bulut
bak uyandı börtü böcek
güneşin şavkı her yerde
ebruli bir masalın müjdesi
rengarenk petunyalar sarı
kadifeler beyaz güller
Ne çok gülmüşümdür içinde binlerce kötülük bulunan
ama kendini iyi biri zanneden zayıflara
Nietzshce
uçurumların kadife zirvesine indi bulutlar
geçtim
günün sararmış morarmış göz altından
döktüm derdimi sabahın altın gergefli ağzına
bahçede sarı incir yanında sıvası dökülmüş kirazlı köşk
ipek halı serdim yola rengi kırmızı
gelen durmasın geçsin gitsin
söz dilin sanatıysa kelimelerin fabrikası da zihin
toplanmış hepsi dilimin ucuna ünlü ünsüz
uyumlu uyumsuz
fikirlerimiz kısır kör kısraksa sıkılırız belki de konuşmaktan
susuz çalılıklar otlar gibi dikiliriz




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!