evvelinde
insanlar hüzünlerini
rızıklarını küçük teneke kaplarda taşırlardı
annelerin ellerinden akan o şefkatin sıcaklığı
ılık çorbalara
karışırdı
şehirle beraberim hey!... hey! hey!
küflenmiş ezgiler kulağımda çın çın çınlıyor
tüm hüsranların özümsediğim her duygunun
ayak izleri yolumda
kırıldı ayna
sonra savruldu yansımalar yere
bir buluta bir rüzgâra tutundu hisler
zamansa hiçbir şey görmemiş gibi
umursamadı
gün doğumuna kadar çoğul bulutlar doğuran
yıldızsız gecelerin eteğinden ve yaşam ağrısının
altından sıyrılarak
geliyorum
çelik gibi sağlamdım
kaya gibi güçlüydüm
dayanıklıydım
ah! séraphine
“ellerin” diyorum , ellerin koca bir dünya
hep gökyüzüne bakan gözlerin de...
serçelerin hatta tekmil kuşların su içtiği
hırpani gülüşlü günün cevheri güneş
izdüşümlerinde ışıldayan çoklu yaşam yansımaları
heyhat! bugün nereye konacağını bilmeyen
serçe uçuşu gibiyim
ürküyorum
uzun uzun kolları vardı hicrânın
bir uçtan bir uca uzanırdı
gökyüzü kadar büyük
gece gibi karanlık
keşke sakız kokulu bir akşamda ölseydim
sürüsüne bereket gözlerimden akıttığım
gözyaşlarımı bir kuyuda biriktirip
göllere çevirseydim
gecenin zifirisi ve herkes derin uykuda
bense kabus gibi bir rüyanın etkisinde uyanık nefer
kirpiklerim nazlı nazlı kapanmaya çalıştıkça
zihnimde çılgın kabuslar
deli gibi kurşunluyor
uykularımı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!