selfie çeken bir aynanın kırıtışı gün
aynalar hüznü napsın gösterişi albeniyi sever
bu yüzden boş verdim her şeyi
kederlerin buruşuk eteğini katlayıp
katlayıp ütüledim
her şey eskir biraz
her duvar kendi sarmaşığını öper
çürümüş tahta kokusunu yayar rüzgâr
gecenin esmerliğine kıvrılır uyur kedi
kaytan bıyıklarında ince titreşim
huzurun damgasını vurur
var’dan geldim yoktayım
yerle gök arasında şavkıyan yanan sönen çıralar gibi
yana yana söne söne
titreşiyorum
aşk mı insanı öldürür
yoksa insan mı aşkı ismail
.......
aşk da nazara gelir
esen rüzgârlarda aranır izin
kokunsa çayır çimen patika tozlarında
geçtik seninle nice yılların yırtık sayfalarından
zaman silmeye kalksa da
hiç kaybolmaz
kıraçlanan yüzümde sabahlıyor züppe karanlık
elem ve keder boy verip tırmanıyorlar
düz duvarlara
solgun hüznün esrarında durgun vakitler
ruhu donmuş bir dünyanın içinde
kapılara çarpa çarpa düşüyor güvercinler
buzdan sarkıtlardan akıyor kızılca kan
sokaklar evler bir başına unutulmuş
savaşlardan arta kalan dili yanık yalnızlık
un ufak olmuş metropollerin ağzından
sürüngen bir mevsimin ziyanında güneş
göçebeler gibi yersiz yurtsuz zaman ey!
ayağımın tozluğunda mevsimler
.....
yüzümü
çerçeveledim duvardaki aynaya
önümde buğulu çiçekler gövdesi ballı ağaçlar
kırmızı bulutların saydam gökyüzü
oda-




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!