Güneş doğudan kuşanırken ilk yaldızlı zırhını,
Bir çağın uyanışı fısıldar kayaların bağrına.
Doğuyla Batı’nın, iki uçurumun kesiştiği bu yerde,
Gözlerine mühürlenmiş heybetli bir silsiledir duruşum.
Taşların kalbine sızan sessiz ve köklü sitem,
Asırlık kralların tacından ağır bu ilk şafakta.
Zirvenin sert rüzgarıyla harlanan vakur hasret,
Geceyi gündüze bağlayan ince, tunçtan çizgidir.
Doğu terasında başlayan o gizli hikaye,
Batı ufkunda kızıl bir sırra bürünür ansızın.
Zamanın koynunda saklanan iki bin yıllık ihtişam,
İçimde büyüyen isimsiz uzaklığın aynasıdır.
Sen, şafağın henüz dokunmadığı dingin vadi,
Ben, gökyüzünü omuzlarında taşıyan kadim dağ.
Bakışlarım sitemle dönüyorsa tarihin taştan kalbinden,
Sana açılan yolların bu dilsiz taşa çıkmasındandır.
Işık ve gölge sırayla sararken mağrur tahtları,
Bir yanım günün müjdesi, bir yanım gecenin örtüsü.
Kralların bile diz çöktüğü mukaddes son eşikte,
Bekleyişim anıtlaşır, büyük sır rüzgarda kalır.
Kayıt Tarihi : 18.10.2026 16:42:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!