Sen geldin, göğün göğsü yırtıldı, içimin sızısı gibi,
Bir sınır boyundan ötekine uzanan o hırçın öfkeyle.
Durgun suların aynasına düşerken o vahşi aydınlık,
Hesaplaşıyordu karanlık, kendi dehlizleriyle.
Uzak dağların kıvrıldığı o adsız boğazda,
Yabancı göklerin ışıkları gibi parladı mavinin en delisi.
Müdahale edemediğim ne varsa şu hayata dair,
Çaktı, yandı ve yıktı içimdeki o eski surları.
O an anladım; senin fırtınan sadece kopmak içindir,
Durduramazsın, akışına bırakırsın göğün gürlemesini.
Ve bugün…
Fırtınadan arta kalan o ıslak, ağır toprak,
Yavaş yavaş bürünüyor kahverenginin en ketum tonlarına.
Gelişinin o dünyayı sarsan patlaması,
Bırakıyor yerini dingin bir teslimiyete, yaprak yaprak.
Şimdi karşımda akıp giden nehir, içimde dinen o eski yangınlar,
Yanımda ise fırtınayı durduran o sığınak, senin elin.
Bırakalım dünya kendi bildiği o çıkmaz hesaba kalsın,
Biz bu ıslak sessizlikte, ömrün en mağrur rengini yaşayalım.
Kayıt Tarihi : 18.10.2026 16:35:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!