Kaya çatlaklarından sızıyor o sert bakır rengi,
Yukarıda bulutlar, keskin bir kireç beyazı.
Burada yapraklar dalından öyle usulca düşmüyor;
Kuru bir gürültüyle, toprağa çarparak eksiliyor orman.
Güz, bu yüksek sırtlarda sızlanacak bir veda değil,
Kurulmuş bir mahkeme gibi dikiliyor karşımda.
Göğsümdeki bu daralma, vadilerin darlığından değil;
Geniş bir ömrü gövdede taşımaktan yorulan iç kale.
Ne gitmek bir zafer bayrağı bu saatten sonra,
Ne de bu sarı kırımın ortasında kalmak yenilgi.
Aşağıların o gürültülü uğultusu,
Gelip ayaklarımın dibindeki taşın sertliğine çarpıp dağılıyor.
Hasret dediğin, insanın kendi gölgesiyle tartılmasıdır.
Korkmuyorum vadileri dolduran o gri dumandan;
Gözü kara yangınlar, o çocuksu isyanlar çok geride kaldı.
Şimdi burası; solan bir ormanın en kuytu koynunda,
Kendi ağırlığıyla toprağa basan bir bedenin,
Rüzgâra hiç eğilmeden, sabırla kışa yerleşmesidir.
Kayıt Tarihi : 19.10.2026 09:11:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!