Bir masa vardı.
Üzerinde birkaç cümle, biraz suskunluk,
Bir de senin bıraktığın sıcaklık.
Kül müyüm, altın mıyım, bilmiyorum artık.
Her şey eriyor yavaşça,
Seni ilk gördüğümde
Rüzgârın rengi değişti sanki —
Al yazman savruldu,
Gün batımı omuzlarına kondu.
Ben sustum,
Hadi bir nefes ver kuruyan kalbime
Vakit vedalaşma vakti değil anla
Bak daha gün bitmemiş hala umut var
Hadi ellerini uzat yüreğini ver bana
Yarım kalmasın bu şiir
Ben şairsem eğer şiirim sensin aşkla
Bir küçük kız gördüm
Bir kelebeğin peşinde koşan
Bu umuttu genç kıza
Bir özgürlüktü adeta
Bende gençtim bir zamanlar
Ama ben hiç kelebek peşinde koşmadım koşamadım
Aşk, iki bedende yankılanan
tek bir varoluş cümlesidir.
Ne başlar, ne biter —
sadece biçim değiştirir.
Bir bakışta evreni görürsün,
Her sabah uyanmak seninle,
Güneşin doğuşu gibi içimde.
Ellerin elimde, bakışların gözümde,
Mutluluğun resmi, seninle her anım.
Sözcükler fısıldarız rüzgara,
Gözbebeklerimin uçurumunda durma sevdiğim
göz pınarlarımda biriktirdiğim her damla aşkı
gönül seli gibi akıtmak isterken senle doldum taştım
içten yandım damla iken bende derya oldun taştın
Beni tutsak etmek istiyorlar bir sevda çıkmazında
Bir tek sen kaldın aklımın ucunda,
Ne zaman baksam, düşersin rüzgâra.
Adını anmakla titrer içimde,
Unuttuğum ne varsa, döner bana.
Gözlerin, geçmişin aynası gibi,
Bir tabutun içindeyim
nefesim kesilmiş
bir özlemin içindeyim
son bakış gibi
şimdi ben sana desem ki
benim gökyüzüm sensin
Aşk,
bazen göğe bırakılmış bir soru işaretidir;
cevabı ise iki insanın
birbirine baktığı anda oluşur.
Seninle anladım:




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!