Darda olmak nedir bilemezsin sen küçüğüm
Silahını bırakmak tövbe etmek kolaydır
Lakin sen silahını bırakırsın belan peşine takılır
Sen arkana bakmadan yaşayamazsın küçüğüm
Ölürken bile hasret içinde gitmek var
Sürgünü zindanı baskın yemeden anlayamazsın
Uykuda olmayansın sen diyarbakır
Çünkü ağıtları feryatları duyuyorsun
Çünkü yüreğin başka yüreklere yanıyor
Ah sen bir kara sevdasın diyarbakır
senin gibi bende uykusuzum görüyormusun
Yine yüreğimiz seninle yangın yeri
İçimdeki gurbetsin kar çiçeğim
Su diliyle seviyorum seni
Yazı yazılmaz bilirimde elden ne gelir
Su diliyledir şu sana olan sevdam
Gel gör hayat bize neyi anlatır
Yüzyıl tutsak kalmış gibiyim sanki
Bu özgürlüğe susamışlığım nedendir
Bir sürgünlük var sol yanım da
Patikaları geçe geçe hasrete uzanış
Gök, kartalın aynasıdır.
Her bakışında, bulutlar diz çöker;
Her kanat çırpışında,
Rüzgâr hatırlar kimden doğduğunu.
Kartal töresi,
Kasım, yılın en derin nefesidir;
Biraz hüzün,
Biraz bilgelik,
Biraz da kendine çekilişin ağırbaşlı suskunluğu.
Işık kısılır, günler yavaşlar;
Sana gelişim bir kavgaydı aslında,
Kendi içimde kopan sessiz bir isyan.
Sevda dedikleri gül müydü, diken mi?
Ben en çok kanarken sevdim her zaman.
Bakışların sertti, sözlerin keskin,
Uzun bir yolun sonunda değil,
Bir bakışın sessizliğinde bulduk birbirimizi.
Ne kadar uzağa gitsek de,
Kalpler hep aynı yerden yankılandı.
Kavuşmak — bir varış değil aslında,
Neden yaşayamıyorum ben
sevmeyi hayat bilmişken
ve sevgiyle doluyken
bu zindan kimin böyle
günahım ne bilmiyorum
intihar gibi yaşıyorum
Bir sessizlik var içimde,
Katı, saydam, bekleyen bir madde gibi.
Senin sesin dokununca çözüldü yavaşça,
Kendimi kaybettim — ama özgürce.
Aşk mıydı bu, yoksa benliğin çözülüşü mü?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!