Gecenin alnında mor bir kelebek
ölü yıldızları öpüyor sessizce.
Ben, rüzgârın cebinde unutulmuş bir sözcüğüm,
harflerim yosun tutmuş zamanın dilinde.
Bir taşın kalbinde kuş çırpınıyor —
Zayıflık sandığımız şey,
ruhumuza çizilmiş en ince harftir;
dokundukça ses verir,
sustukça büyür.
Kırılganlık…
Bu akşam ne var hancı
yanmak var usta
tutuşmak var yine
bana biraz olsun
değişik bir şeyler söyle be hancı
şiir var usta
Hicran gözyaşına saklanır
Akmak bir şey değil de
Derya diye kıvranır inci mercan
Kırk dereyi şahit tutar akıntı
Akan damla yaş elvan elvan
İçerde sızı yamalı gönül
Serin bir rüzgâr esti ovadan,
Buğdaylar eğildi yavaşça,
Bir kuş öttü çınarın dalından,
Sanki zaman durmuştu orada.
Çobanın kavalı duyuldu uzaktan,
Yalnız bir adam vardı
Biraz asabi Kirli sakallı
Garip bir hali vardı
Bu adamın
Gizemli bir yanı
Kadife bir sessizlik çöker odaya,
Tütsü yükselir, gökyüzü yoktur artık.
Maskeler birbirine bakmaz,
Ama her nefes bir itiraftır.
Bir gong vurur —
Kır yolları sessiz, toprak diz dize,
Çiçek açmış yonca, papatya gizlice.
Serçeler dalında sabahı söyler,
Bir çoban ıslığı vadide döner.
Çimenler serilmiş yeşil bir halı,
hey kirvem nasılsın
bakıyorum yine vakitsiz vurulmuşsun
geceden kara bir düş içindesin yine
bakıyorum yine vakitsiz düşmüşsün sevdaya
yürek suskunluğunda boğuyorsun yine feryatları
Sen yokluğu kalbime gömüp gittiğinden beri
Üşüyorum cehennem ateşinde sen diye sevdiğim
Ey benim kızıl goncam gönlümün son güneşi
Ölüm paslanır ruhumun ateşinde eşsiz hasretinle
Kırgın düşler büyüyor takvim yapraklarında
Ustura ağzında bir hayattır seni sensiz yaşamak




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!