Bir sessizlik sarkıyor gökyüzünden,
kurşun kadar ağır, ama rüya kadar yumuşak.
Saatler eriyor —
zaman, kendi etini unuturken sessizce akıyor.
Bir masa, bir taş, bir rüya…
Nasıl düşlemem ki seni
her hücrem sana muhtaçken
nasıl gelmem ki sana
kalbim sen diye atarken
Gözlerini düşleyince ay kıskanır seni
Ah Be Hayat
Sen Mi Bana Düştün
Ben Mi Sana Bilinmez
Ama Tutsağız İşte Birbirimize
Sen Bana Zindan
Ben Sana Zincir Pranga
Gel de sev bu esareti
Bir evin içinde dört duvar
Yaşam kuyusundan uzak
Taht taç fayda vermez yorar
Kurak arazide can susuz
Aşk çalıyor eski bir radyoda
Baktığım her yerde sen varsın şimdi
Islak bir camdan süzülüyor hasretim
Delice bir şey bu belki çılgınca
Bilmem bu dibini bulduğum kaçıncı kadeh
Ama belli o da intihara meyilli
Sessizce sızıyor ay ışığı cama,
Yalnızlığımda yankı buluyor adın.
Bir zamanlar güldüğün o eski rüya,
Şimdi gözlerimde yorgun bir kadın.
Kalbim, dalgın bir kuş gibi sende,
Eşkıya yüreğimi bıraktım dağlarda
Arındım tüm gölgelerden
Aynamla yüzleşmeye geldim
Dipsiz bir kuyu kalbini açtı bana
Suyu gördüm ama suyu içemedim
Toprak çok önceleri çatlamıştı
Sen yaren bir eylülsün yine
Ben kırık dökük bir sonbahar
Kırgın düşlerde bir gülsün sen
Ben acılarla kurumuş bir toprak
sen de kimsin adın ne söyle
ben bir gözyaşını bilirim
seni şimdi ne anlatır bana söyle
Ey oğul
yeryüzünün mektubunu aç oku deriz
fazla öteye gitme o mektup sensin biziz
Ey oğul
alem bildiğin avuç içi kadardır




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!